Yaşam Boyu Gelişim

/ 10 Nisan 2018 / / yorumsuz

Yaşam Boyu Gelişim

Davranışta Biyolojik Temeller: Biyolojik Yapının Rolü

Canlılar hem biyolojik (beden) hem de psikolojik özelliklerden oluşur. Bu biyolojik özelliklerle (bedenin) psikolojik özelliklerin nasıl bir ilişki içinde olduğu (beden/zihin sorunu) konusunda değişik görüşler vardır.

1. Tekçi Görüş:

Bu görüşe göre beden ve zihinden sadece biri vardır. Tekçi görüşler bu görüşü iki farklı açıdan ele alırlar.

  • Sadece bedenin var olduğunu ileri süren tekçi görüşe “Maddecilik” denir. Maddecilere göre, zihin bedenin bir ürünüdür.
  • Sadece zihnin var olduğunu ileri süren tekçi görüşe “Panpsişizm” denir. Panpsişistlere göre gerçek olan zihindir; gerçeği zihin yaratır.

 

2. İkici Görüş:

Bu görüşe göre beden ve zihnin ikisi de vardır. Fakat bunu farklı açıklayan iki görüş vardır.

  • Beden ve zihnin birbirinden bağımsız olduğunu ileri süren ikici görüşe “Psikofizik Paralelcilik” denir.
  • Beden ve zihnin birbiriyle etkileştiğini ileri süren ikici görüşe ise “Psikofizik Etkileşimselcilik” denir.

Yapılan bilimsel çalışmalar “Psikofizik Etkileşimselcilik” görüşünü desteklemektedir.

Biliş/Beyin Terimi

Çağdaş psikolojide, psikolojik süreçlerin, bilişin ve duyguların bir bedende oluştuğu bilinmektedir. Bedenle zihnin ilişki içinde olduğu ve birbirini etkilediği de kanıtlanmış bir bilgidir.

Psikolojinin konusu felsefenin alt dalı iken önce ruh, sonra zihin, bilimsel psikolojide ise bilinç, bilinçaltı, biliş olarak değişmiş, son tanımda ise biliş/beyin bileşik terimiyle ifade edilmiştir. Biliş/beyin terimi, psikolojik süreçlerin sinir sistemine gönderme yapılarak incelenmesi demektir. Psikolojik olayların temelinde sinir sistemi yapılarının ve onların etkinliklerinin yattığı kabul edilmektedir. Psikolojinin incelediği davranışlardan biri olan psikofizik tepkiler de işte bu biliş/beyin ilişkisini içermektedir.

Psikolojik Süreçlerle İlgili Beyin Yapıları

Bedenimizde psikolojik süreçlerle yakından ilişkili olan sistem, sinir sistemidir. Sinir sistemi de omurilik ve beyinden oluşur. Bedendeki her türlü olaydan sorumlu olan, onları oluşturan ve denetleyen sistem, sinir sistemidir. Bedendeki tüm sistemler sinir sisteminin etkisi altında işlev görür.

Sinir sisteminin psikolojide incelenen davranışlarla en yakından ilgili olan yapıları beyin yarım kürelerinde ve onların üstünü kaplayan beyin kabuğunda yer alır.

Beyin kabuğunu oluşturan beyin loblarının her birinin ayrı işlevleri vardır. Her lob çok sayıda işlevden sorumludur. Mesela; Art kafa lobu görme, şakak lobu işitme, dili anlama, nesne algılama, alın lobu göz hareketleri, konuşma, motor alanlar, çalışma belleği, yönetici işlevler gibi işlevleri yerine getirir.

Beyin yarım kürelerinin sol ve sağ taraflarının da farklı işlevleri vardır. Sol yarım küre örneğin tarih, felsefe çalışırken daha etkin, sağ yarım küre ise resim yaparken, şarkı söylerken veya bir müzik aleti çalarken daha etkindir.

Davranışta Genetiğin Rolü

Her canlı dünyaya bir genetik yapıya sahip olarak gelirler. Bu genetik yapı canlının kalıtımsal özelliklerini oluşturur.

Psikolojide kalıtım yoluyla edinilen özelliklere “doğuştan donanım” denir. Bu özelikler olgunlaşma sürecinde ortaya çıkar. Mesela; bir örümcek belirli bir gelişim döneminin sonucunda ağ örmeye başlar. Kuşların kurduğu yuva, örümceğin kurduğu ağ mühendislik harikası olarak kabul edilir. Fakat bu davranışlar genetik olarak programlanmıştır.

İnsanın göz, saç ve ten rengi, saçının düz veya kıvırcık olması genetik olarak belirlenir. Fakat insan davranışlarında çevrenin yani “edinilmiş donanım”ın da rolü vardır. Hatta bazı davranışlar tümüyle çevresel etkiler altında belirlenir.

Yaşam Boyu Gelişim

Gelişim yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Sağlıklı ve uyumlu bir insanın topluma kazandırılması için psikolojik, biyolojik ve sosyal gelişimin bir bütünlük içinde oluşması gerekir. Gelişim yaşamın ilk kısmında genelde olumlu değişiklikler, ikinci kısmında ise genelde olumsuz değişiklikler olur.

Doğuştan Edinilmiş Donanım

Psikoloji bilimi kurulmadan önce davranışların doğuştan mı olduğu yani kalıtım altında mı şekillendiği yoksa edinilmiş olup çevrenin etkisi altında mı şekillendiği üzerinde birçok farklı görüş olmuştur.

Günümüzde bilim davranışlarda, hem doğuştan donanımın hem de edinilmiş donanımın etkili olduğunu kanıtlamıştır. Bu ikisi bir etkileşim içinde davranışları belirler. Ancak kalıtım ve çevrenin göreli etkisi davranış türüne göre değişir. Örneğin zekâda kalıtımın büyük rolü olduğu kanıtlanmıştır.

Yenidoğan

Duyular: Doğumdan sonraki ilk ayı kapsar. Yeni doğanın tüm duyusal süreçleri etkindir. Fakat görsel sistemi tam gelişmemiştir. En gelişmiş duyusu işitmedir. Yenidoğan erkek sesi ile kadın sesini, annesinin sesini diğer seslerden ayırt edebilmektedir.

Öğrenme, Kişilik: Yenidoğanlar öğrenebilmekte ve bunları hatırlayabilmektedir. Yenidoğanlarda hareket miktarı, uyarıcılara duyarlılık ve çevreye tepkililik bakımından bireysel farklılık vardır. Bu gibi farklar ileride ortaya çıkacak mizaç ve karakter özelliklerinin temelini oluşturur.

Bebeklik ve Çocukluk Dönemi

Fiziksel Gelişim:

Yaşamın ilk yıllarında boy uzunluğu ve ağırlık düzenli bir şekilde artar. Yenidoğanda kafa bedenin 1/4’ü kadardır; yetişkinlikte bu oran 1/8’dir. Bebekte bacaklar bedenin 1/3’ü kadardır; yetişkinlikte ise bu oran 1/2’dir.

Sinir Sisteminin Gelişimi:

Doğduğunda bebekte sinir sisteminin bütün bölümleri ve sinir hücrelerinin tümü vardır. Bundan sonraki gelişim sinir hücrelerinin özellikle alıcı ucundaki dalların uzaması, dallanma ve bunlar üzerindeki dikenlerin artması şeklinde olur. Böylece sinaps miktarı artar. Böylece daha fazla sinir hücresi birbirine işlevsel olarak bağlanır. Sinir sistemi ve beyinde meydana gelen gelişmeler, sinir hücrelerinin ve beyin yapılarının birbirine yoğun biçimde bağlanmasını sağlar. Böylece, beyin bütünleşik olarak çalışır duruma gelir.

Dil Gelişimi:

Bebek önce, tanımlanamayan sesler çıkarır, iki aydan itibaren sırasıyla agulama, belli sesleri çıkarma (ma, ba, da), aynı sesi tekrarlama (mamama), farklı sesleri bir araya getirme (mabagada) gerçekleşir. Dört ile altı ay arasında bebek konuşma seslerini vurgulamaya başlar. Bir yaş civarında ilk kelimeleri söyleme, bir buçuk yaş civarında tek kelimeli cümle kurmaya başlar. İki yaş civarında, iyelik ifade eden cümleler kurmaya başlar. İki ile üç yaş arasında 2-3 kelimeli cümleler kurar.

Duygusal ve Sosyal Gelişim:

İki-beş ay arasında erişkinlerle sosyal etkileşime girer, onlarla oyun oynar. Sosyal ilişkilerdeki duygudurum ifadeleri çeşitlenir. Beş ile dokuz ay arasında duygusal gelişim hızlanır. Annesini öteki yetişkinlerden ayırt etmeye başlar, yabancılardan çekinir, annesine veya bakım sağlayan kişiye bağlanma davranışı gösterir. Onların uzaklaşması bebekte üzüntüye, tamamen ayrılması ise çöküntüye sebep olabilir. Bebeğin bu davranışlarının şiddeti, doğuştan getirdiği mizacına bağlıdır. Bu özelliklerin tüm toplum ve kültürlerde gözlenmesi, bunların biyolojik nedenlerden kaynaklandığını gösterir. Fakat bu davranışların şiddeti, anne veya bakım sağlayanın bu konulardaki duyarlılığına da bağlıdır. Bu da söz konusu davranışlarda çevrenin de etkili olduğunu gösterir.

Dokuz ile on iki ay arasında bebekte taklit etme davranışı görülür; yeni deneyimler arar, kendine özgü davranış örüntüleri geliştirir.

Bilişsel Gelişim:

Doğumu izleyen ay ve yıllarda meydana gelen bilişsel gelişimi J. Piaget (1896–1980) kapsamlı bir şekilde açıklamıştır.

– Duyusal-motor dönemi (0–2 yaş): Refleksler, bu dönemin temel özelliğidir. 6. ve 8. aylarda refleksli davranışlardan amaçlı davranışlara geçer. 9–10. aylarda nesnelerin sürekliliği (kalıcılığı) ilkesi kazanır. Nesnelerin kalıcılığı; bebeğin kendi görüş alanının dışında kalsa dahi nesnelerin var olduğunu bilmesidir. Bu ilkenin kazanılması bebeğin belleği kullanmaya başladığını gösterir. Bebekler bu dönemde çevreyi duyu organlarıyla öğrenirler. Bu nedenle temel öğrenmesi yaparak-yaşayarak öğrenme, problem çözme yöntemi de deneme-yanılmadır. Kendini dış dünyadan ve nesnelerden ayırt eder (doğadan ayrışma). Model alma ve taklit etme kökenli davranışlar ortaya çıkar.

– İşlem öncesi dönem (2–7 yaş): Dil ve konuşma bu dönemde hızlı gelişir. Nesneleri imge ve kelimelerle simgeler. Nesneleri tek bir özelliğine göre gruplayabilir. Düşünme benmerkezcidir yani başkalarının görüş açısını kavrayamaz. Benmerkezciliğin bir devamı olarak aynı anda, diğer çocuklarla bir arada olmasına rağmen, diğerlerinin oyunlarına dikkat etmeden birbirlerinden bağımsız olarak her çocuk kendi oyununu oynar. (paralel oyun). Benmerkezcilikten dolayı, çocuk karşısındakini dinlemeden, onun kendisini dinlediğini varsayarak konuşur (Monolog). Canlı ve cansız nesneler arasında ayırım yapama, cansız nesnelere canlılık özellikleri yükler (Animizm/Canlıcılık). İlk akıl yürütmelerin başladığı dönemdir. Olayları sadece geçirdiği yaşantılara bağlı olarak tek yönlü düşünür (Özelden özele akıl yürütme). Çocuk dikkatini bir olay ya da nesne ile ilgili özelliklerden yalnızca birisine verebilir (Odaklanma). Mesela; bir çocuğun annesinin bir anne olduğunu bilmekle beraber onun aynı zamanda bir teyze, bir öğretmen olabileceğini anlayamaması. Doğal nesneleri, olayları birisinin yarattığını veya buna birisinin neden olduğunu düşünür (Yapaycılık). Miktar, hacim ve kütlenin korunumu ilkesi kazanılmamıştır. İşlemleri tersine çeviremez.

Ahlaki gelişim; Bilişsel gelişime paralel olarak çevrede oluşan sosyal etkileşime göre gerçekleşir. İki yaş civarındaki çocukların, kural olmaksızın sadece oynadıkları gözlenmiştir. Piaget’e göre okulöncesi dönemde (0–5 yaş), çocuklarda kural kavramı olmadığından, bu dönemde ahlak söz konusu değildir (ahlak öncesi dönem). Beş-altı yaşındaki çocukta, ahlaki kurallar önceden belirlenmiş, sürekli ve değiştirilemez. Bunlara aynen uyar (Ahlaki gerçekçilik dönemi). Çocuklar 10 yaşına gelinceye kadar davranışın arkasındaki niyeti göz önüne olarak karar veremezler. Kohlberg’in (1927–1987) ahlaki düşünceler kuramına göre ise çocuk 10 yaşına kadar dönem 1 (itaat-ceza eğilimi) dedir.

– Somut işlemler dönemi (7–11 yaş): Somut nesneler üzerine mantıksal düşünme başlar. Miktar, hacim ve kütlenin korunumu ilkesi kazanılmıştır. Nesneleri birden fazla özelliğine göre sınıflayabilir. Benmerkezci düşüncenin yerini işlevsel düşünce alır. Bu nedenle artık empati yapabilir. İşlemleri tersine çevirebilir, yani ileriye ve geriye doğru düşünebilir. Dikkatini olayın birkaç yönüne birden vererek, olayı diğer yönleriyle birlikte ele alabilir (Odaktan uzaklaşma).

Ahlaki gelişim; Piaget’e göre, çocuk bu dönemde ahlaki kuralların özel ortak kararlar olduğunu ve istenirse değiştirilebileceğini kavrar (Ahlaki görecelik dönemi). Çocuk ahlaki kararlar verirken artık kişilerin niyetlerine bakmaya başlar.

– Soyut işlemler dönemi (12 yaş ve üstü): Ergenlikle başlayan dönemdir. Bu nedenle bu dönemin özellikleri ergenlik döneminde işlenecektir.

Ergenlik ve Gençlik Dönemi

Ergenlik çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemidir. Bu dönem erinlik dönemiyle başlar. Erinlik dönemi de yaklaşık 11–15 yaşları arasındadır. Dönem sonunda genç, ergen olarak adlandırılır. Ergenlik dönemi 16–19 yaşları arasında yer almaktadır.

Fiziksel Gelişim: Kızlarda 10.5 yaşında, erkeklerde 12 yaşında hızlı bir fiziksel gelişim başlar. Önce kol ve bacaklar uzar, gövde daha sonra büyür (Büyüme atılımı). Büyümenin farklı beden bölümlerinde aynı zamanda olmaması, orantısız bir görünüme neden olur. Bu değişime uyum yapmada zorluk ve sakarlığa yol açar.

Cinsel Gelişim: Bu gelişimde kritik terim “buluğ” dur. Buluğ, çocuğun cinsel üretkenlik ve biyolojik olgunluğa eriştiği 3–4 yıllık döneme verilen addır. Bu dönem hızlı fiziksel gelişimle başlar. Cinsiyet salgı bezleri aktif hale gelerek cinsiyet hormonu (östrojen, testosteron) üretilmeye başlanır. Böylece birincil ve ikincil cinsiyet özellikleri ortaya çıkar. Birincil cinsiyet özellikleri doğrudan doğruya üreme organlarının gelişmesidir. İkincil cinsiyet özellikleri dolaylı üreme sistemiyle ilgili olan özelliklerdir. Her iki cinste de vücutta tüylenme, kıllanma, erkeklerde ses kalınlaşması, gırtlak oluşumu ve kasların gelişimi, kızlarda kalça ve göğüs gelişimi ikincil cinsiyet özelliklerinin gelişmesidir.

Bilişsel Gelişim: Piaget’e göre soyut işlemler dönemi ergenlikle başlar. Soyut düşünebilme başlamıştır. Üst düzey akıl yürütebilir (tümevarım, tümdengelim, analoji) ve bilimsel düşünme (hipotez oluşturup test etme: hipotetik düşünme) gerçekleşir. Dil kullanımı çok gelişmiştir ve mantık kurallarını içerir.

Ahlaki gelişim; Piaget’in 4 ve 5. ahlaki dönemi ergenlik dönemine rastlar. Çocuk ilk kez karşılaştığı durumlar için kurallar üretebilir. Ahlaki düşünme bu dönemde ideolojik bir tarz kazanır; kişisel ve kişiler arası durumların ötesinde sosyal durumları da kapsar. Kohlberg’e göre ise 11–13 yaştaki çocuk dönem 2 (saf çıkarcı/ödül eğilimi) dedir.

Ergenlik fırtına ve stres dönemidir. Bu dönemde yaşanan ciddi biyolojik değişimler (hormonal değişiklikler) beraberinde büyük psikolojik, sosyal değişimleri de getirmektedir. Bu psikolojik ve sosyal değişimlerin olumlu veya olumsuz olması biyolojik değişimlerin oluşma zamanına göre değişmektedir. Mesela; cinsel olgunlaşmaya erken erişen erkekler fiziksel durumundan daha memnundurlar. Fakat duygusal bakımdan daha dengesiz de olmaktadırlar. Bu gibi ergenlerde sigara ve bağımlılık yaratıcı madde kullanımı daha sık olmaktadır. Cinsel olgunlaşmaya erken erişen kızlar ise fiziksel görünümlerinden dolayı daha fazla mutsuzluk duyarlar ve daha kaygılı olurlar. Duygusal ve davranış sorunları daha fazladır.




Gençlik ve Ergenlik Gelişimsel Görevleri

Gelişim görevi, bir toplumda, belirli bir yaş ve gelişim dönemi için toplumsal açıdan uygun görülüp gerekli sayılan ve yerine getirilmek zorunda olunan davranış özellikleridir. Her gelişim dönemi farklı bir dizi görevi içerir. Bireyler içinde bulundukları dönemin gelişim görevlerini başarıyla tamamlarsa, o dönemi sorunsuz geçirirler. Böylece bireyin kendine olan güveni artar, mutlu ve huzurlu olur; bireyde olumlu benlik algısı gelişir. Sonradan karşılaşacağı dönemlerdeki gelişim görevlerinin de daha kolay üstesinden gelebilir. Gelişim görevlerinde başarısız olan bireyin kendine olan güveni sarsılır, mutsuz ve huzursuz olur. Daha sonraki gelişimsel görevlerin başarılmasında da güçlüklerle karşılaşır. Gelişim görevlerini etkileyen etmenler: büyüme, olgunlaşma, fiziki çevre etkisi, toplumsal ve bireysel beklenti.

Gençlik döneminin gelişim görevleri şunlardır:

  • Çok hızlı büyüyen ve değişen bedensel özelliklerini kabul etme
  • Her iki cins yaşıtlarıyla olgun ilişkiler kurabilme
  • Aile içerisinde duygusal bağımsızlığını kazanma
  • Bir yetişkin kadın veya erkek sosyal rolünü edinme (cinsel kimlik kazanılması)
  • Toplumsal görevlerini yerine getirebilme ve toplumsal sorumluluklar alabilme
  • Bir mesleğe doğru yönelme ve hazırlanma
  • Evlilik ve aile hayatına ilişkin düşünce planında hazırlanma
  • Kişisel değerlerine göre bir değerler ve ahlak sistemi oluşturma (yaşama felsefesi oluşturma)
  • Androjen kimlik özelliklerini benimseme

Gençlik ve Kimlik Gelişimi

  • Kimlik, kişinin “nasıl bir kişisin?” sorusuna verdiği cevaptır. Bireyin kendi hakkındaki görüş ve inançlarının toplamıdır. Kimlik bir anlamda kişiliğin öznel yanıdır.
  • Ergen, “Nasıl birisiyim?”, “Nasıl bir insan olmak istiyorum?” sorularına cevap vermeye başladığında artık kimlik duygusu ortaya çıkmaya başlamıştır.
  • Kimliğin biçimlenmesinde ergenin kendi duygu, düşünce ve idealleri kadar çevresel faktörler ve yaşantılar da etkili olur.
  • Kimliğin kazanılması aktif bir seçme ve karar verme süreciyle olur. Kimlik kazanma süreci, çevresindeki bir çok model içinden birisine karar vermesi, kendi seçim ve kararlarıyla kendi kimliğini oluşturması sürecidir.

Kimlik Bunalımı:

Bireyin toplumsal yerini, mesleksel konumunu ve cinsel kimliğini tanımaya, yerine oturtmaya çalıştığı doğal bir savaşımdır. Kimlik bunalımı 20’li yaşlarla birlikte çözülmüş olmalı ve “kimlik oluşmuş” bulunmalıdır. Kimliğin oluşması; mesleki yönelim, ideolojik bakış açısı ve cinsel açıdan tutarlı bir bütünlüğe erişilmesi demektir.

Geçiş dönemi:

Çocukluktan gençliğe ve gençlikten yetişkinliğe geçiş

  • Özellikle ergenliğe geçiş aşamasında genç gürültücü ve hareketlidir. Eleştiricidir, tepkiseldir. Anne-babanın tavrı gencin ailesinden uzaklaşmasına yol açabilir. Genç dışarıdan birisini, özellikle kendisini eleştirmeden kabul eden birisini model almaya eğilimlidir.
  • Yine kendi değeri hakkındaki fikri, aile içinde gördüğü saygı, kabul ve güven duygusuna paralel olarak gelişir.

Arayış dönemi:

Kimlik arayışı ve özdeşim kurma

  • Bu dönem kimlik arayışı ve gelecekle ilgili yönelimlerin netleşmeye başladığı dönemdir. Ya kimliğini kazanmış olarak ya da karmaşa ile dönem biter.
  • Arayış aşamasındaki en önemli süreç özdeşim kurmadır.

Özdeşim Kurma:

  • Gencin çevresindeki yaş ve statü olarak büyük bir kişiyi model alarak taklit etmesidir. Genç çevresinde sevdiği, beğendiği, güvendiği ve kendisini eleştirmeden kabul eden bir kişiyi bulduğunda özdeşim kurma başlar. Genç ona benzemek ve onun gibi olmak için o kişi gibi giyinmeye, onun davrandığı gibi davranmaya ve onun yaptıklarını yapmaya başlar. Kimlik oluşumu da, gencin yeni davranış biçimleri ve normları edinmesiyle gerçekleşir.
  • Kimlik arayışında gencin kendisine sorduğu sorular:
  • Ben kimim?
  • Benim için neler değerlidir?
  • Hayattan neler istiyorum?

Kimlik Oluşumuyla İlgili Süreçler

Dağınıklık aşaması:

  • Henüz bir modelin benimsenemediği, seçenekleri henüz gözden geçirmediği dönem.

Körü körüne bağlılık aşaması:

  • Ergenin aile değerlerine körü körüne baplı olduğu dönemdir.

Askıya alma aşaması:

  • Çeşitli seçeneklerin gözden geçirildiği ancak henüz bir kararın verilmediği dönemdir.

Özdeşleşmenin başarılması aşaması:

  • Gencin uygun özdeşleşmeyi gerçekleştirdiği, gelecekle ilgili meslek gibi önemli konularda kararlarını verdiği durumdur.

Kişilik oluşumu süreci sonucunda:

a) Başarılı kimlik statüsü: Bu ergenler, kimlik (bunalımını) krizini atlatmış ve bir kimliğe bağlanmıştır. Ergen, verdiği kararların doğru olduğuna inanan ve bu kararlarından memnun olan bir bireydir. Diğer insanların da kendilerini kabul ettiklerine inanırlar. Demokratik aile ilişkileri vardır.

b) Bağımlı (İpotekli, Erken Bağlanma) kimlik: Bu kimlik statüsüne sahip birey, kendisiyle ilgili hayati önem taşıyan konularda karar alma girişiminde bulunmaz. Kimlik konusundaki tüm kararları anne-baba veya otorite olarak kabul edilen diğer kişiler alır. Ergen birey, kendisiyle ilgili başkasının verdiği kararları kabul etmiştir ve benlik arayışına girmez. Birey kendisi için belirlenen kimliğe girer. Bu nedenle birey herhangi bir kimlik krizi yaşamaz. Mesela; bireyin istemediği halde babasının istediği siyasi partiye oy vermesi, sevmediği halde anne-babasının seçtiği kişi ile evlenmesi

c) Ertelenmiş (Moratoryum, Kararsız) kimlik: Kimlik krizini atlatamamış (kimlik bunalımı yaşayan) ve çözüm yolu bulamayan bireylerin sahip olduğu kimlik statüsüdür. Ergen değişik kimlikler arasında bocalamaktadır. Ergen kimlik oluşumunu askıya almış, bir kararsızlık ve bekleme dönemindedir. Ergen kimlik tercihlerini ertelemiştir. Bu nedenle kim oldukları, ne yapmak istedikleri ve nelere önem verdikleri belirsiz ve karışıktır. Mesela; genç kızların erken yaşta evlenmek istemeleri, erkeklerin askere gitmek istemeleri.

d) Kimlik karmaşası: Kimlik bunalımı ile kimlik karmaşası birbirinden farklıdır. Kimlik bunalımı her gencin kendi kimlik duygusunu kazanabilmesi için verdiği bir savaşımdır ve doğal bir süreçtir. Kimlik karmaşası ise, bu bunalımın ağırlaşması; geçici de olsa uyumun oldukça ağır biçimde bozulmasıdır.

Genelde bekleme döneminin uzun sürmesi sonucu ortaya çıkar. Ergen kendisi gibi olmak istediği kimselere tam olarak karar veremeyebilir, sürekli olarak model aldığı insanları eleştirip değiştirebilir. Bu durum uzun sürecek olursa ergenlerde sıkça karşılaştığımız kimlik bunalımı başlar. Bu bunalımın uzun sürmesi ergende bir kimlik karışıklığı başlatabilir. Yani ergen ne olmak istediğine, nasıl biri olması gerektiğine bir türlü karar veremiyordur.

Kimlik karmaşasında olan birey, henüz kimlik oluşumunu tamamlamamıştır, kimlik arayışı da kriz halinde devam etmektedir. Bir türlü atlatılamayan bir belirsizlik ve çalkantı sürer gider. Birbirleriyle çelişen kararlar verir. Gerçekçi hiçbir karar veremez, seçim yapamaz. Bu karar verememe ve seçim yapamama durumu, meslekten cinsel kimliğe dek uzanır. Anne babasının, toplumun hatta kendisinin bile beklentilerine ters gelen davranışlar içine girer. Başkaları gibi olmaktan nefret eden ergen, onlara benzemek istemez; ama ne olmak, kim olmak istediği sorusunun yanıtını da bulamaz. Bu kimlik karmaşası, değişik ruhsal sorunlara (öfke patlamaları, mutsuzluk süreçleri, insanlarla çatışma vb.) da neden olur.

Yetişkinlik Dönemi

Bu dönem erken yetişkinlik (20–34) ve geç yetişkinlik (35–54) olarak ikiye ayrılır. Yetişkinliğin sonu 65 yaşa kadar uzatılabilmektedir. Erken yetişkinlik döneminin görevleri; eş seçme (evlenme), aile kurma (çocuk sahibi olma), başarılı bir iş (meslek) yaşamına sahip olma, vatandaşlık sorumluluklarını üstlenme, arkadaş ve sosyal gruplara katılmadır. Kohlberg’in Kuramı’ndaki ahlaki düşünme türlerinin son dördü erken yetişkinlik ve sonrasında görülür. En ileri ahlak düzeyinde (evrensel ahlak ilkeleri eğilimi) birey, adalet, saygınlık, eşitlik üzerine kurulu kendi ahlak ilkelerini oluşturur ve bu ilkeler doğrultusunda davranır.

Geç yetişkinlik dönemi üretkenliğin en yüksek olduğu yılları içerir. Bireyler iş hayatlarındaki en üst noktaya gelmiştir. Erikson’un Kuramı’nda geç yetişkinlik döneminin görevi verici olmaktır. Verici olmak aile, toplum ve gelecek nesilleri düşünmek, onlarla ilgilenmek demektir.

Geç yetişkinlik döneminde, bazı kişiler “orta yaş bunalımı” yaşayabilir. Orta yaş bunalımındaki kişiler planladıkları amaçlara erişememiş olduklarını fark eder, yaşamlarında önemli bir şey yapmamış olduklarını düşünürler.




İleri Yetişkinlik ve Yaşlılık Dönemi

İleri yetişkinlik 55–64, yaşlılık 65–74, orta yaşlılık 75–84, ileri yaşlılık 85 yaş ve üstünü kapsamaktadır.

Yaşlanmada bazı fiziksel değişiklikler meydana gelir; refleksler ve duyu organları zayıflar, kas gücü azalır, sinir sisteminde olumsuz değişiklikler (sinir hücreleri tahrip olmaya başlar, çalışan sinir hücrelerinin sayısı azalır, bu yüzden beyin ağırlığı azalır ve sinaps miktarı azalır.) olur. Organların işlevselliği de azalır.

Yaşlanmayla bilişsel süreçlerde de bazı değişiklikler olur; dikkatte seçicilik azalır, çalışma belleği etkilenir. Tanımaya dayalı hatırlama etkilenmezken serbest hatırlama etkilenir. Sözel zekâ etkilenmezken sözel olmayan (görsel-mekânsal) zekâ etkilenir. Fakat tüm bunlar yaşlanmadaki normal değişikliklerdir ve bireyin normal yaşamını sürdürmesine engel değildir.

Örnek: 

Sağlıklı bir beden gelişimi hem duygusal ve sosyal gelişimin, hem de zihinsel gelişimin temelini oluşturur. Duygusal ve sosyal gelişim ile zihinsel gelişim arasında da güçlü bağlar vardır.

Aşağıdakilerden hangisi, bu durumu en iyi özetler? 

A) Birey açısından en önemlisi zihinsel gelişimdir.

B) Gelişme her bireyde farklı bir şekilde olur.

C) Duygusal ve sosyal gelişme uzun zaman alır.

D) Bir alandaki gelişme diğerlerinden bağımsız değildir.

E) Bedensel gelişme tamamlanmadan diğer yönlerde gelişme olmaz.

Cevap: D

Örnek: 

Aşağıdakilerden hangisi gelişim görevleriyle ilişkilendirilebilir? 

A) Bunca zamandır bu konu işlendiğine göre artık denklemleri çözebilmelisiniz.

B) Öğretmen öğrencileri arasında ayrım gözetmez.

C) Ağabeyler kardeşleriyle oyuncaklarını paylaşmalıdır.

D) Yirmi beş yaşıma geldim ben de ders çalışıyorum.

E) Yedi yaşına geldin artık ayakkabını kendin giymelisin.

Cevap: E

Yorum yaz

Kategoriler
E-Mail Aboneliği

E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz.