Türk dostu Macar Yahudisi Vambery kimdir, Abdülhamid ile irtibatı var mıdır?

Türk dostu Macar Yahudisi Vambery kimdir, Abdülhamid ile irtibatı var mıdır?

Siyonizmin ünlü lideri Teodor Herzl kendisi ile görüştükten sonra günlüğüne şunları yazar: “70 yaşını aşkın bu Topal Macar Musevisinin şahsında dünyanın en ilginç insanlarından birini tanıdım. Kendisinin Türk mü, yoksa İngiliz mi olduğuna bir türlü karar veremeyen bu insan Almanca kitap yazmakta, 12 dili aynı akıcılıkta konuşmaktadır. Ayrıca ikisine ruhban olarak bağlandığı 5 din değiştirdiğini iddia etmektedir. Bana Şark’ın (Doğu’nun) 1001 muammasını ve Padişahla olan ilişkisini anlattı. Bana tümüyle güvenerek kendisinin Türkiye’nin ve İngiltere’nin gizli ajanı olduğunu söyledi. Musevilere düşman olan bir toplumda çektiği sıkıntıları anlatarak Macaristan’daki Öğretim üyeliğinin göstermelik olduğundan söz etti.

Arminius Vámbéry (Macarca: Ármin Vámbéry, Almanca: Hermann Vámbéry) d. 12 veya 19 Mart 1832, Szerdahely/Avusturya-Macaristan İmparatorluğu (bugünkü Slovakya); öl. 15 Eylül 1913, Budapeşte/Macaristan (esas adı: Hermann WambergerBamberger ya da Vamberger), Macar asıllı bir müsteşrik ve Türkolog, seyyah ve yüksek ihtimalle Büyük Britanya Krallığı emrinde bir casustu. (Wikipedia)

Herzl’in deyimi ile bu “dünyanın en ilginç insanlarından biri”nin kişiliğini oluşturan daha başka nitelikleri de var. 33 derece masonluk, siyonizmin sadık hizmetkarlığı, sahte dervişlik, gezginlik, kaşiflik, Türk-Macar soy birliği savunuculuğu, Türk hayranlığı ve dostluğu, Jön Türklerin akıl hocalığı, devletler arası arabuluculuk… Bütün bu nitelikleri kendinde toplayan kişi Vámbéry’den başkası değildir.

Çocukluğu, Eğitimi ve Sefalet Yılları

Gerçekten de dünyanın en ilginç kişiliklerinden birisi olan Vámbéry 1832 yılında, bugün Çekoslovakya sınırları içinde kalan bir kasabada, yoksul bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak doğdu. Babasını hiç tanıyamadan kaybetti, annesi kendisinin sonradan geçimi kolay, iyi kalpli bir insan olarak tanıttığı Fleischman adlı birisi ile evlendi.




Düzensiz biçimde süren öğrenim hayatı açlık ve sefalet içinde geçti, sık sık bırakmak zorunda kaldığı Hıristiyan okullarında okurken bir yandan da çalışmak zorunda kalıyordu. Ama daha kötüsü Hıristiyanlarca Museviliği yüzünden aşağılanırken Musevilerce de dışlanmasıydı. Ne ki olumsuzluklara karşın akıl almaz zekası ve filolojik yeteneği kendini göstermekte gecikmedi. 8  yaşında Almanca ve Macarca’nın yanı sıra İbranice de okuyup yazmayı öğrenmiş, tüm Tevrat’ı ezberlemişti. 11 yaşından sonra hayatını özel öğretmenlik yaparak kazanmaya başladı. Bu arada bildiği dillere Türkçe de eklenmişti. Üniversite yıllarında Türkçe’yi daha da ilerletti.

İstanbul ve Paşa Konakları

27 yaşına kadar Macaristan’ın çeşitli kentlerini dolaşarak serseri bir hayat sürdüren Vámbéry ünlü doğubilimci (şarkiyatçı) Hammer’in önerisi üzerine hayatında bir dönüm noktası oluşturan kararını vererek İstanbul’a gitti (1857). Bir süre hayatını kazanmak umuduyla yabancıların yaşadığı çevrelerde zaman öldürdü, ama çok geçmeden Müslüman halk arasına karışmanın kendisi için daha yararlı olduğunu anladı kısa bir zamanda paşa konaklarının aranan öğretmenlerinden birisi durumuna geldi.

Yıldızı dönemin önde gelen devlet adamlarından Hüseyin Daim Paşa’nın konağına yerleştikten sonra parladı. Bu Paşa’nın konağında kendisine Reşit Efendi adı verildi. Arkasından çeşitli nazırlıklarda bulunan Sadık Rıfat Paşa’nın konağına geçti. Bu konakta Osmanlı aristokrasisinin hayat biçimini gelenek ve göreneklerini öğrenerek tipik bir Türk centilmeni oldu. Ünü Saraya kadar yayıldı, Abdülhamid’in kız kardeşi Fatma Sultan’a Fransızca dersleri verdi. Bu sırada zaman zaman derslerine katılan sonradan yakın bir ilişki içine gireceği Abdülhamid ile tanıştı. Başta Mithat Paşa olmak üzere ileride önemli görevler üstlenecek birçok kişiye de öğretmenlik yaptı. Bu arada kendisine Hariciye Nezareti’nde (Dış İşleri Bakanlığı) çevirmenlik görevi verildi.

Vámbéry rahata ve bolluğa kavuşmuştu. Ama içindeki öğrenme ateşi sönmek bilmiyordu. Boş zamanlarını ya bir kütüphanede araştırmalar yaparak ya da medreselerde ders izleyerek değerlendiriyordu. Bu çalışmaları ile bir yandan Arapça ve Farsçayı, diğer yandan çeşitli İslam ilimlerini öğreniyordu. Bu arada bilimsel çalışmaları da elden bırakmıyordu. Bu dönemde bir yadan küçük bir Almanca-Türkçe sözlük hazırlayıp yayınlatmış, Abuşka Lügati olarak bilinen Çağatayca-Osmanlıca Sözlüğün Macarcaya çevirsini yapmıştır. Öte yandan da hem Macar Bilimler Akademisi’ne hem de batının önde gelen gazetelerine muhabirlik yapmış; yazı ve yorumlarıyla kendisine uluslararası bir yer edinmiştir.

Dört yıl süren bu ilk İstanbul hayatı Vámbéry’nin kafasında önemli bir düşüncenin yerleşmesine neden oldu. Orta Asya’dan gelen hacılarla görüşmelerinin uyandırdığı bu düşünce, bir Orta Asya gezisine çıkarak Macar dilinin köklerini araştırmaktı. O dönem için son derece tehlikeli olan bu düşünce giderek Vámbéry’nin başlıca amacı haline gelecek, gerçekleştirme yollarını araştırmaya başlayacaktı. Bu nedenle İstanbul’dan ayrılarak Budapeşte’ye geldi (1862). Bilimler Akademisi’nde Türkiye hakkında bir konferans verdi. Sonra Akademi başkanına düşüncesini açarak desteğini kazandı, kurumdan aldığı mali destekle yeniden İstanbul’a döndü.

Bu ikinci İstanbul yolculuğu Vámbéry’yi bir Derviş kılığında Orta Asya içlerine kadar götürecekti. Vámbéry’ye büyük ün sağlayan kendisine “Orta Asya Kaşifi” unvanını kazandıracak olan bu yolculuk “Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi” adıyla yayınlanan kitabın konusunu oluşturuyor. Bir yılı aşkın bir süreyi içine alan Orta Asya gezisinin arkasından İstanbul’da sadece birkaç saat kalan Vámbéry soluğu Budapeşte’de aldı. Akademi başkanının iltifatlarına karşın bulguları bilim çevrelerince ciddiye alınmadı. Bunun üzerine yolculuğu öncesinde Tahran’daki temsilciler aracılığıyla bağlantı kurduğu İngiltere’ye gitti.

İngiltere’de büyük bir ilgiyle karşılandı Vámbéry. Orta Asya’ya ilişkin notlarını Coğrafya Kurumu’na verdi. Gözlem ve izlenimlerini yazılarıyla konferanslarıyla bilim çevrelerine ve kamuoyuna anlattı. Fakat bir süre sonra buradaki hayat tarzından sıkılmaya başladı. Herkesin maddi çıkar peşinde koşup durmasından nefret ediyordu burada, Doğu dünyasındaki doğal ve içtenlik bir hayatın özlemini çekmeye başladı. Sonunda İki Dünya Arasında köprü olarak kabul ettiği ülkesine dönmeye karar verdi.

En verimli yılları

Budapeşte’de yapacağı en uygun iş, Üniversitede bir görev almak olacaktı. üniversitede bir doğu dilleri kürsüsü açmak üzere başvurdu. Başvurusu akademik kariyeri olmaması, özellikle de Yahudi oluşu gibi nedenlerle olumlu karşılanmadı. Ama ısrarlı çabaların sonunda isteğine kavuştu. Böylece Vámbéry’nin en verimli yılları başladı. Orta Asya üzerine yazdığı incelemeler Macaristan, Türkiye, İngiltere, Fransa ve Almanya’da yayımlandı. Avrupa’nın yüksek tirajlı gazete ve dergilerinde siyasal makaleler yazdı, önemli merkezlerde konferanslar verdi. En önemlisi Çağatayca dil incelemeleri, Uygur Dil Anıtları (Köktürk Yazıtları-Göktürk Kitabeleri) ve Kutadgu Bilig, Türkçe ve Tatarca’nın Etimolojik Sözlüğü gibi kitaplarının da içinde bulunduğu bilimsel eserlerini kaleme aldı.

Türklere hayranlığı ve II. Abdülhamid ile dostluğu

Kısa bir sürede kendisini tüm dünyaya bir numaralı Ortadoğu ve Asya uzmanı olarak kabul ettiren Vámbéry’in eserlerinde, siyasal makalelerinde ve konferanslarında bu bölgeler ağırlıklı bir yer tutuyordu. Özellikle makale ve konuşmalarında Rusya’nın orta Asya’ya yönelik yayılmacı politikalarına şiddetle karşı çıkıyor, İngiltere’nin bu bölgede çağdaşlaştırmacı bir görevi üstlenmesi gerektiğini savunuyordu. Dikkat çeken bir yönü de Türklere duyduğu hayranlık ve bağlılıktı. Vámbéry dünya kamuoyu önünde iftiraya uğramış bir ulus olarak nitelediği Türklerin hak ve çıkarlarının savunuculuğunu yapıyordu. Bu yönü II. Abdülhamid’in dikkatini çekmekte gecikmedi, yabancılara karşı çok temkinli davranan, elçileri bile bin bir güçlükle kabul eden II. Abdülhamid görüşmek üzere Vámbéry’yi İstanbul’a davet ederek Yıldız Sarayı’nda ağırladı (1880). Böylece uzun süreli bir yakın ilişkinin temelleri atıldı.

Ajanlık/ara buluculuk dönemi

Başta Mısır’ın işgali olmak üzere ortaya çıkan birçok sorun nedeniyle Osmanlı Devleti ile geleneksel ilişkileri bozulma noktasına gelen İngilizler, resmi görevlilerinin üstesinden gelememesi üzerine sorunların çözümlenmesinde arabuluculuk yapacak, uzlaşma imkânlarını araştıracak, Abdülhamid’in gerçek düşünce ve politikası hakkında bilgi edinecek sivil bir adama ihtiyaç duydular. Abdülhamid’in güvenini kazanmış tek yabancı olan Vámbéry’den daha uygun birisi bulunamazdı. Kendisine teklif edilen bu görevi Vámbéry, Türk İngiliz dostluğunun tehlikeli boyutlara ulaşan Rus yayılmacılığına set çekeceği düşüncesi ile kabul etti (1883). Böylece Vámbéry’nin İngilizler hesabına casusluk ya da uluslararası arabuluculuk dönemi başladı.

Vámbéry, İstanbul’a giderek Abdülhamid ile görüştü. Edindiği bilgileri iki rapor halinde İngilizlere bildirdi. Bir süre sonra da Abdülhamid tarafından ikinci kez İstanbul’a davet edildi. Abdülhamid görünüşte Türkiye kütüphanelerinde araştırma yapması için çağırıyordu. Ama asıl amacı Vámbéry’nin kendi adına İngilizlerle ilişki kurmaya razı etmekti. Böyle bir göreve dünden hazır olan Vámbéry, Abdülhamid ile görüştükten sonra, İngilizlere mektup yazamaya başladı. Ama bu ikinci mektubu İngilizlerce Vámbéry’nin Sultan tarafından satın alındığı biçiminde yorumlandı. Buna karşın yine de yazışmayı sürdürdüler. Ne var ki Vámbéry’nin on yılı aşkın bir süre boyunca gösterdiği çabaya karşın İngilizler, geleneksel politikalarından vazgeçip Rusya ile birlikte Türkiye’yi paylaşma stratejisi benimsediler. Bu politika değişikliğinin şiddetle protesto eden Vámbéry daha sonra İngilizlerin Abdülhamid ile görüşmesi yolundaki isteklerini reddetti.




Siyonizmin elçisi

Vámbéry, İngiltere ile Osmanlı Devletini uzlaştırma çabalarını sürdürürken ikinci bir görev daha üstlendi. Bu yeni görev Abdülhamid’i Yahudilerin Filistin’de toplanarak kendi Devletlerini kurmalarına izin vermeye ikna etmekti. Yahudiliği nedeniyle dışlanmanın acısıyla büyüyen Vámbéry, Herzl’in önerisini Abdülhamid’e götürdü. Bir yıl sonra da doğrudan görüşmelerini sağladı. Herzl, Filistin karşılığında tüm Osmanlı dış borçlarını konsolide etmeyi öngörüyordu. Bu öneriyi reddeden Abdülhamid süren pazarlıklar sonucunda Yahudi göçmenlere kapılarını açmayı Osmanlı uyruğuna girmeleri şartıyla, Filistin dışında istedikleri bir yerde kolonizasyon izni vermeye, buna karşılık Yahudilerin Osmanlı borçlarını konsolide etmelerini ve bulunacak olan tüm madenlerin işletmesini üstlenmelerini önerdiyse de Herzl buna yanaşmadı. Vámbéry’nin bu konudaki çabaları sonuçsuz kaldı.

Jön Türklerle ilişkisi

Vámbéry, Abdülhamid ile ilişkilerini sürdürürken, Jön Türklerle görüşmekten de çekinmedi. Peşte’deki evi Jön Türkler tarafından sık sık ziyaret edildi. Vámbéry, idealist ancak genç ve deneyimsiz insanlara İslam ve Batılılaşma üzerine dersler, Türkiye’de parlamentarizmi yeniden oluşturabilmeleri için öğütler veriyordu. Abdülhamit Bu ilişkilerden habersiz değildi sende onlardansın diye sitem ediyordu ama Vámbéry’nin dostluğu kişisel değildi, o daha çok Türk ulusunun dostu sayıyordu kendisini ve her durumda bu ulusa hizmet etmeyi borç kabul ediyordu. Bir görüşmelerinde “Dün hiç idim bugün ilmin var şöhretim var” diyecektir, Tunalı Hilmi’ye ve şöyle sürdürecektir sözlerini: “Hep Türkler sayesinde ben bu nimete mazhariyetten mütevellit hatıratı hiç unutmam. Türkler için düşünmekten Türkler için çalışmaktan geri durmam.”

Gerçekten de Vámbéry ömrümün sonuna kadar bu sözünün eri olmuş dünya basınındaki yazıları ile Türklerin hak ve çıkarlarını korumaya çalışmış, Türk aydınları ile yaptığı görüşmelerde, verdiği konferanslarda Türk dünyasının iyiliği için doğruluğuna inandığı görüş ve düşüncelerini açıklayarak, onlara birikimlerini aktararak yol göstermeye çalışmıştır. Örneğin sırf bu amaçla İstanbul’a gelerek konferans verir, Türkçü aydınlara sürekli bilgi belge ve ders notları gönderir.

14 Eylül 1913 tarihinde öldüğünde belleklerde Türk dostu olarak derin bir iz bıraktı. Ahmet Hikmet Müftüoğlu onu “Türk âleminin mümtaz ve eşsiz bilgini aziz üstad” olarak anar. Cemal Kutay ise onun Orta Asya’dan ateşli bir Türkçü olarak döndüğünü öne sürer. Hakkında “Saraydaki Casus” adlı bir  monografi yayımlayan Prof. Dr. Mim Kemal Öke de şunları söylüyor: “Bizim için ise Vámbéry’nin ayrı bir yeri vardır. Bu araştırmaları ile dikkatimizi orta Asya’ya çekerek tarihimizi milattan en az 2000 yıl öncesine değin uzatmış, milli kültürümüzün vazgeçilmez bir boyutunun kazandırılmasına önemli katkılarda bulunmuştur. Ayrıca, bu bağlamda Vámbéry Oryantalizmİ’ndeki vurgulama farkını da kaydetmek isteriz. Sırf Batılı normlarına uymuyor diye Türk çalışmalarına küçümseyici bir gözlükle bakmayı bir yöntem alışkanlığı haline getiren bazı peşin hükümlü yabancı doğubilimcilere kıyasla Vámbéry her zaman Avrupa karşısında Türk uygarlığının üstünlüğünü savunmuş gerçek bir ilim adamı ve Türk dostu olarak hatırlanmalıdır.”

“Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi”

19. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde Orta Asya hala bilinmezliğini koruyordu. Bilinmezliğin karanlığına gömülü bu gizemli ve korkulu ülkeyi keşfetme girişimleri tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu gizi çözmeye çalışan batılı gezginler ya öldürülmüş ya da köle olarak satılmıştı. Kendi halkından birisinin bile tek başına uzun bir yolculuğa çıkamadığı Bir ülkeyi bir yabancının hele hele bir batılının gezip dolaşması imkânsızdı. Vámbéry bu imkânsızı başardı. Gerçi derviş kimliğine bürünmüştü ve elinde bir Osmanlı pasaportu taşıyordu, ama yine de onun başarısı geniş ön araştırmalarından, zekâsından, bilgi ve becerisinden kaynaklanıyordu. Çünkü bölgede tüm Müslümanların halifesi olarak kabul edilen Osmanlı Sultanlarının kendi istekleri üzerine Buhara’ya gönderdiği askeri öğretmenler bile güvenlik içinde olamamışlar, içlerinden yalnız birisi kaçmayı başararak hayatını kurtarmıştı.

Vámbéry gezisine uzun bir hazırlıktan sonra tahrandan başladı 28 Mart 1863 tarihinde çıktığı yolculuğu tam bir yılda tamamladı. Gezi sırasında hanlık merkezleri olan Hiyve, Buhara ve Semerkant’a uğradı. Semerkant’tan Herat’a oradan da Tahran’a geçerek yolculuğunu tamamladı. Bu uzun ve tehlikeli gezisi boyunca daha birçok yerleşim alanını görmek incelemek hala göçebe halinde yaşayan toplulukları tanımak imkânı buldu.

Vámbéry gezisi sırasında gördüğü yerler, tanıdığı topluluklar hakkında tüm kasaba ve kentlerin fiziki, askeri ve etnik yapılarından halklarının ekonomik kültürel özelliklerine, gelenek ve göreneklerinden sayılarına, birbirleriyle ilişkilerini varıncaya kadar son derece geniş ve kapsamlı bilgiler topladı. Ülkesine dönünce zaman zaman Macarca olarak ama Arap alfabesi ile tuttuğu notları belleğindeki bilgiler ile bütünleşerek “Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi”ni oluşturdu.

Vámbéry’nin topladığı bilgiler tüm batılı ülkeler özellikle de Ruslar ve İngilizler için büyük önem taşıyordu. Ruslar bu bölgeyi istila planları içindeydi, Hindistan’a yerleşen İngiliz ise burayı da nüfuz alanları içinde almak istiyorlardı. Geziyi tamamlayıp Tahran’a dönünce Rus Büyükelçisi Von Giers, “Rusya’da parlak bir gelecek” karşılığında bu bilgileri Vámbéry’den almak istedi, ama o Ruslara duyduğu düşmanlık nedeniyle bu öneriyi geri çevirdi.

Ülkesinde de beklediği ilgiyi göremeyen Vámbéry İngiltere’ye giderek tüm notlarını İngiliz Coğrafya Kurumu‘na (Royal Geographial Society) teslim etti. “Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi”ni de burada yayınlattı (Travels in Central Asia, Londra, 1864) Eser daha sonra Fransa’da, Macaristan’da, Almanya’da ve nihayet Türkiye’de (Bir sahte Derviş’in Asya’yı Vustada Seyahati, İstanbul 1295/1878) yayımlandı.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Orta Asya Vámbéry’nin gezip dolaştığı zamankine benzer bir duruma geldi. Vámbéry bölgenin önemini Rusya ile bağlantılı olarak şöyle açıklıyordu: “Ruslar yarınki kudretlerini Orta Asya’dan alacaklardır. Avrupa kıtasından büyük 11 milyon metrekare olan bu tarihi diyarda tabiat cömert ve sonsuz derecede zengindir. Her türlü maden vardır, yeraltı su kaynakları bugün stepleşmiş gözüken geniş sahaları en verimli topraklar haline sokabilir. İpek Yolu şeklen kapanmıştır. Ancak Dünyaya hâkim olacak bir devlet insanların üzerinden akıp gittiği temel yollardan müstağni kalamaz. Ruslar rejimleri ne olursa olsun Türk anavatanını elden kaçırmamak için icabında hatıra gelebilecek bütün entrikalara başvuracaklar, şeklen sulhsever olacak, gerektiği zaman ırklarının ve idare tarzlarının kendilerine en uygun şekli olan zulmü ve istibdatı bütün dehşetiyle tatbik edecekler, bu geniş kıtayı sömürmeye devam edeceklerdir. Bunda da şüpheniz olmasın ki muvaffak olacaklardır. Zamanın tekniğini Avrupa kıtasındaki topraklarından daha büyük dikkatle buraya sokacaklar, bakir kıymetleri isteyeceklerdir. Bu yol ve tarz onların cihan devleti olabilmeleri için tercih etmeye mecbur oldukları yoldur, dünyaya hakim olmak iddialarını ve ihtiraslarını başka türlü devam ettiremezler. Bugün de birçok devlet aynı nedenlerle Orta Asya ile ilgili hesaplar yapıyor. Sözün kısası Orta Asya hala önemini koruyor. Özellikle bizim için bilinmezliğini de. “Bir Sahte Derviş’in Orta Asya Gezisi” bizi bu bilinmeyen ülkede adım adım dolaştıracak, sırlarını önümüze verecektir.

N. Ahmet Özalp

“Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi”

Okuyucunun notu:

Kitapta verilen ve o dönem (1800’lü yılların sonu ve 1900’lü yılların ilk çeyreği) için geçerli ve güncel olan sayılar günümüzde elbette değişmiştir. Dolayısıyla günümüzde bir okurun zamanın Rus Elçisi gibi kitap karşılığında “Rusya’da çok iyi bir hayat” vermesi beklenemez. Ancak Arminius Vámbéry yukarıda söz edildiği gibi tanınmaya değer ilginçlik ve beceride bir insan. Dahası Türk Birliği idealinden söz eden ve Orta Asya hakkında konuşan hemen herkesin edinmesi ve okuması gereken bir kitap.

Çoğu zaman deve veya eşek sırtında, bazen yaya veya araba (at ya da eşek arabası) üstünde yaklaşık 10 bin kilometrelik bir yolculuk hikayesi. Bugün 3-4 farklı Devletin elinde olan farklı on kadar şehir, onlarca köy, farklı soy ve kültürlerden (Farisi, Kırgız, Özbek, Afgan, Arap, Sünni, Şii…), farklı mevki ve tabakadan (emirler, hacılar, eşkiyalar, köylüler, göçebeler, şehirli tüccarlar…) yüzlerce insan ve daha fazlası …

Günler süren bir damla su için insan öldürülen çöl yolculukları, geçilmesi imkansız akarsular boyunca devam eden bir geçit arama çabaları, akrep sokması, kurt ve çakallarla adeta dişe diş mücadeleler, eşkiya tarafından soyulma ve ölüme terk edilme tehlikesi …

Günümüzün uçak yolculuğu ile yapılan, Kabe’ye yukarıdan bakan geceliği bir kaç yüz dolarlık otel odalarında konaklanılan Hacı’ları ne türden manevi ve zihinsel değişimler yaşar bilinmez, ancak kitapta anlatılan Hacıların Orta Asya’dan Mekke’ye ve Mekke’den Orta Asya’ya aylar süren hac yolculukları da başlı başına ilginç bir yolculuk.

Kitabın en ilginç kişiliklerinden birisi dönüş yolculuğunda Semerkant’tan Budapeşte’ye kadar Mekke’ye Hacca gitme düşüncesiyle Vámbéry’e yoldaşlık eden Molla İshak ya da Molla Uşşaki’dir. Macaristan’a kadar Vámbéry ile giden ve sonunda Budapeşte’ye vardıklarında başka dinden olduğu için kendisini öldürecekleri sandığı insanlar arasında yaşamaya alışması, steplerde hayalini bile kuramadığı araçlar karşısındaki şaşkınlığı, sonunda Macarcayı öğrenerek “Macar İlimler Akademisi” kütüphanesinde 25 yıl gayretle çalıştıktan sonra Macaritan’da toprağa verilmesi… Bir sayfaya sıkıştırılmış başlı başına bir insan hikayesi. Molla İshak adeta Batılılaşma maceramızın ilk somut örneklerinden birisi.

“Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi” ister tarihe meraklı olun, ister dönemin siyasi ve konjonktürünü öğrenmek istiyor olun, ister edebi bir tür olarak gezi yazılarına meraklı olun okuyan herkesin içinde değerli bir şeyler bulacağı sürükleyici bir kitap, tavsiye ederim…. (O. T.)




Macarca ve Türkçe

Macar ile Fin dillerinin ortak kökene dayandığı Fin-Ugor savına en sert bir şekilde karşı çıkanlardandı. Vámbéry’e göre Macar dili sadece Ugor öğelere sahip bir Türk dilidir. Vámbéry’nin bu tezi günümüzde artık kabul görmemektedir. Çağdaş dilbilimcilerine göre Macarca, güçlü Türkçe etkilerine sahip köken itibarıyla Ugor bir dildir. Aralarında bazı romanların da bulunduğu eserlerini, İngilizce, Almanca ve Macarca olarak yayınladı. Osmanlıca yayınlanıp günümüz Türkçesine çevrilen eserleri de vardır. Ünlü şarkiyatçı Ignaz Goldziher Vámbéry’nin öğrencilerindendi.

Oğlu: Rustem Vámbéry

Vámbéry’nin oğlu Rustem Vámbéry (1872–1948), Macar bir ceza hukukçusu ve siyasetçisiydi; 1902 yılında Budapeşte Üniversitesi Hukuk Fakültesi üyesi oldu, 1919 yılında profesörlük unvanını aldıktan sonra fakültenin dekanı oldu. 1918 Macar Millî Meclisi’nde bir dönem milletvekilliği yaptı.

Vámbéry ve Siyonizm

Vámbéry, zamanın Osmanlı padişahı II. Abdülhamid’in güvenini kazanmıştı. Herzl’e uzun uğraşlar sonucu Sultan’ın huzurunda 1901 yılında bir randevu ayarlayan Vámbéry siyasi siyonizmi destekliyordu.

1900 yılının Haziran ayında Vámbéry padişahın huzuruna çıktı; Herzl, Sultan’dan görüşme ayarlaması için elinden gelen her şeyi yaptı, ancak başarılı olamadı. Bunun nedenleri hakkında dolaşan söylentiler çelişkili. Sonunda Herzl 16 Haziran 1900 tarihinde Vámbéry’yi Tirol’da ziyaret etti. Günlüklerinde bu ziyaret hakkında şunları yazıyor:

“Yetmiş yaşındaki bu aksak Macar Musevinin şahsında hayatımda gördüğüm en ilginç insanı tanıdım. Kitaplarını Alman dilinde yazan, 12 dili aynı mükemellikle konuşan, daha fazla Türk mü yoksa İngiliz mi olduğuna bir türlü karar veremeyen bu adam hayatında 5 ayrı dine geçerek bunlardan ikisinde rahip oldu. Bunca dini bu kadar yakından tanıyınca ateist olması normal karşılanmalıdır. Şark ülkelerinden bana 1001 gece masalı gibi olayları anlattı, Sultan’la olan yakın ilişkisi gibi şeylerden bahsetti. Ayrıca bana ant içerek İngiliz ve Türk ajanı olduğunu söyledi. Macaristan’daki profesörlük unvanı sadece göstermelikmiş, Yahudi düşmanı bir toplumda yaşadığı bunca çileden sonra. Bana çok sayıda belgeyi gösterdi, bunlardan bazıları Sultan’ın kendi eliyle yazılmıştı; ancak Türkçe yazıldığı için okuyamıyordum ve içeriği hakkında bir şey diyemem. Oradayken yanımıza gelen William Hechler’i kaba bir şekilde yanımızdan kovdu, benimle yalnız kalmak istiyordu. Sözlerine şöyle başladı: “Ben paranın peşinde değilim, zengin biriyim. Altından biftek yenmez. Çeyrek milyonum var ve sermayemin faizlerinin yarısını bile harcamıyorum. Size yardım edeceksem, dava uğruna yardım edeceğim.” Benden planlarımızın tüm detaylarını, para vs. hususlarını öğrenmek istedi. Sultan’ın kendisinden Avrupa basınında lehinde bir kamuoyu oluşması için çalışmasını istediğini söyledi. Bu konuda yardım etmemi istedi. Bense yarım ağızla yanıt verdim. Konuşurken arada konuyu değiştirip başına gelen, oldukça ilginç olayları anlattı. Benjamin Disraeli sayesinde İngiliz ajanı olmuş. Türkiye’de önceleri kahvehanelerde şarkıcı olarak başlamış, aradan geçen bir buçuk yıl içinde Sadrazamla ahbap olmayı başarmış. İstese Yıldız Sarayı’nda konaklayabilirmiş (Padişah Sarayı), ancak suikast kurbanı olmaktan korkuyormuş. Sultan’ın sofrasında, hem de samimiyetten elleriyle yemek yiyormuş, ancak zehirlemekten korkuyormuş. Yüzlerce böyle ilginç şeyleri anlattı. Ben ona dedim ki … Sultan’a beni kabul etmesini söyleyin, birincisi, basında ona değerli hizmetler sağlayabildiğim için, ikincisi salt huzuruna çıkışımın bile onun Avrupa’daki itibarını yükselteceği için. Dilmaç (tercüman) olarak onu tercih ettiğimi söyledim. Ancak yaz yolculuğunun meşakkatlerinden dolayı çekiniyor. Zamanım bittiğinde, benim için harekete geçip geçmeyeceği meçhul kalmıştı. … Ancak bana vedalaşırken bana sarıldı ve beni öptü …”

Vámbéry Herzl’e karşı maddi bakımından herhangi bir ihtiyacı bulunmadığını vurgulamıştı ve para için değil, adil dava olarak gördüğü siyonizm uğruna destek vereceğini söyledi. Buna rağmen padişahın huzurunda bir görüşme ayarlamak için 5.000 pound ve Musevi bankerlerin Osmanlı İmparatorluğu’na vereceği hatırı sayılır bir kredi anlaşmasına arabuluculuk yaptığı için uygun bir komisyon alması için yazılı bir teminat istemişti.

Aralık 1900’da gazeteler Osmanlı Devleti’nin siyasi siyonizm nedeniyle Filistin için göç kurallarını sıkılaştırdığını yazdı. Bunun üzerine Herzl Vámbéry’ye şu satırları yazdı (28 Aralık 1900):

“Bana kalırsa bu hiç kötü bir alamet değil; aksine iyi bir işaret. Fahişe [Osmanlı Devletini kastediyor] fiyatını yüksek tutmak istiyor, onun için sahip olunamayacağını söylüyor. Yanılıyor muyum?”

Herzl Ocak 1901’den itibaren Vámbéry vasıtasıyla doğrudan tehditler göndererek padişahı yola getirmeye çalıştı: Osmanlılar Yahudilerin isteklerine biraz daha ılımlı yaklaşmayacak olursa, Yahudiler Osmanlının tüm para kaynaklarını kesebilecekmiş.

Ağustos 1901’de Herzl Vámbéry’den kendisi ve siyonistlerin Osmanlı padişahı için neler yapmaya muktedir olduğunu padişaha tekrar açıklamasını istedi. Padişah istese, Fransızların karşısında aciz düşmemesi için Herzl ona bir Torpidolu Muhrip gemisini bile temin edebilirmiş (Fransızlar bir süre önce ihtilafli bir alacakları nedeniyle Midilli adasını savaş gemileriyle işgal etmiş, ancak Osmanlı Devleti ödemeyi taksit halinde yapmayı kabul ettikten sonra adadan tekrar çekilmişti). Herzl Vámbéry’ye ayrıca Filistin’e yerleşecek Yahudilerin göçü için gemi temin etmesi için 300.000 Hollanda Florini teklif etti; parayı söz konusu amaç uğruna istediği gibi harcayabilecekti, artanı da kendine saklayabilecekti, önemli olan sonuçmuş. Herzl’in mektubu amacına ulaştı: Kendi söylemine göre paraya ihtiyacı olmayan Vámbéry Herzl’in teklifini kabul etti, gerektiğinde Osmanlı Devleti’nde kendisi önemli bir vazife alacak veya hatta padişahı devirecekti.

Herzl, İtalya’nın ilk siyonistlerinden Meranolu Tobias Marcus vasıtasıyla Vámbéry ile tanışmıştı. Herzl’e 13 Eylül 1898 tarihinde mektup gönderen Marcus, Vámbéry’yi şu sözlerle tarif etmişti:

“Daha önce söylediğim gibi, Vámbéry oldukça karmaşık bir şahsiyettir. Dahiane bir insan, ancak zarafet, eğitim ve karakterden yoksun biri. Kendini beğenmişliğiyle toplumda saygınlık sahibi herkese tepeden bakar. Her türlü din ve milliyetçilikten nefret eder. Güya kendisi çağın en büyük hür düşünen kişi, kendini kozmopolit bir insan olarak görmektedir, öte yandan İslam’ı ve aynı anda İngiltere’yi övüyor. Genelde bakılırsa, kendini fazlasıyla beğenmiş ve çelişkili karaktere sahip, sözlerine her zaman itibar edilmemesi gereken, yine de son derece dikkatli yaklaşılması gereken bir insandır, zira aleyhtarı olmak ziyadesiyle tehlikelidir.”

Herzl’in Konstantiniyye’deki teması, yıllar boyunca Osmanlı Devletinin Dahiliye Nezaretinin Sıhhiye Müdürlüğünü ifa etmiş olan Macaristanlı hekim Dr. Soma Wellisch (1866–1926) idi. Wellisch, Vámbéry’yi padişahla tanıştıran kişiydi.

Vámbéry ve Drakula

Vámbéry, Bram Stoker adlı yazarın 1897 yılında yayınlanan meşhur Drakula adlı romanı için ilham kaynağı olmuştu. Stoker 1890 yılında Vámbéry ile karşılaştığında, Vámbéry kendisine Rumen Prens Vlad III. Drăculea‘nın (Drakula) efsanesini anlatmıştı. Bu tarihi kişilikten hareket ederek, Stoker romanının kahramanı Vampir Drakula’yı yarattı. Vampir kelimesinin Vámbéry ismiyle alakalı olduğu iddiaları, sözcüğün çok daha eskiye (18. yy.) dayanması nedeniyle asılsızdır.

Drakula romanında Van Helsing, Kont Drakula‘nın geçmişinden söz ederken Vambery‘den arkadaşı olarak bahseder. Van Helsing haberleştiği dostu Vambery’den Drakulanın geçmişini araştırmasını istemiştir.

Vámbéry’nin Eserleri

  • Deutsch-türkisches Taschenwörterbuch (Almanca-Türkçe Cep Sözlüğü), İstanbul 1858
  • Abuschka. (Çağatayca Sözlük, doğu el yazmalarından alıntılardan çeviri), Pest 1861 (Macarca)
  • Reise in Mittelasien (Orta Asya’da Seyahat), Leipzig 1865, 2. baskı 1873 (bu çalışması birçok dile çevrildi)
    (Osmanlıcası: Bir Sahte Dervişin Asya-yı Vustada Seyahati, Çeviren: A. H. Abdurrahim, Vakit Matbaası, Dersaadet, 1878)
    (Türkçe çevirisi: Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi, Çeviren: Abdurrahman Samipaşazade Abdülhalim, Kitabevi Yayınları, İstanbul 2009)
  • Tschagataische Sprachstudien (Çağatayca Üzerine Çalışmalar), Leipzig 1867
  • Meine Wanderungen und Erlebnisse in Persien (İran’da Gezi ve Hatıratım), Leipzig 1867
  • Skizzen aus Mittelasien (Orta Asya’dan Eskizler), Leipzig 1867
  • Uigurische Sprachmonumente und das Kudatku-Bilik (Uygur Dil Öğeleri ve Kutadgu Bilik), Innsbruck 1870
  • Geschichte Bocharas (Buhara Tarihi), Stuttgart 1872, 2 cilt
  • Der Islam im 19. Jahrhundert (19. Yüzyılında İslam), Leipzig 1875
  • Sittenbilder aus dem Morgenland (Şark Ülkelerinden Kültür Manzaraları), Berlin 1876
  • Etymologisches Wörterbuch der turkotatarischen Sprachen (Türk-Tatar Dillerinin Etimolojik Sözlüğü), Leipzig 1878
  • Die primitive Kultur des turkotatarischen Volkes auf Grund sprachlicher Forschungen (Türk-Tatar Halkının Dil Araştırmalarına Dayanarak Basit Kültürü), Leipzig 1879
  • Der Ursprung der Magyaren (Macarların Kökeni), Leipzig 1882
  • Das Türkenvolk (Türk Halkı), Leipzig 1885
  • Die Scheibaniade, ein özbegisches Heldengedicht (Şeybaniname, Bir Özbek Destanı, Metin ve Tercüme), Budapeşte 1885

Vámbéry Hakkındaki Yayınlar

  • Constantin von Wurzbach: Avusturya İmparatorluğunun Biyografik Ansiklopedisi, Bölüm: Vámbéry, Hermann, 49. cilt, s. 239 vd., Viyana 1884. literature.at
  • Vámbery’nin ölümü münasebetiyle 15 Eylül 1913 tarihli Pester Lloyd gazetesinde yayınlanan hatıratı [1] (PDF)
  • Salomon Wininger: Grosse Jüdische National-Biographie mit mehr als 11.000 Lebensbeschreibungen namhafter jüdischer Männer und Frauen aller Zeiten und Länder. Ein Nachschlagewerk für das jüdische Volk und dessen Freunde (Tüm Zamanların ve Ülkelerin Ünlü Yahudi Adamlara ait 11.000 Yaşam Öyküsünü Kapsayan Yahudi Milletinin Büyük Biyografisi), 6. cilt, Tipografia „Arta“, Czernowitz (1931), s. 173 vd.
  • Lory Alder, Richard Dalby: The Dervish of Windsor Castle. The Life of Arminius Vambery (Windsor Castle Dervişi), Londra 1979.
  • Peter Haber, Erik Petry, Daniel Wildmann: Jüdische Identität und Nation. Fallbeispiele aus Mitteleuropa (Yahudi Kimliği ve Milleti. Orta Avrupa Örnekleri), Bölüm: Sprache, Rasse, Nation. Der ungarische Turkologe Ármin Vámbéry (Dil, Irk, Millet. Macar Türkologu Armin Vámbéry), Kolonya 2006, s. 19–49; ISBN 3-412-25605-6.
  • Ruth Bartholomä: Von Zentralasien nach Windsor Castle. Leben und Werk des ungarischen Orientalisten Arminius Vámbéry (1832–1913) (Orta Asya’dan Windsor Castle’a. Macar Doğubilimcisi Armin Vámbéry’nin Hayatı ve Çalışmaları), Ergon Yayınevi, Würzburg 2006, ISBN 3-89913-499-0.
  • Mim Kemal Öke: Saraydaki casus: gizli belgelerle Abdülhamid Devri ve İngiliz ajanı Yahudi Vambery, İrfan Yayıncılık, İstanbul 2009, ISBN 975-371-048-8.
  • Mim Kemal Öke: Belgelerle Bir Devletlerarası Casusun Yaşam Öyküsü, Bilge Yayıncılık, İstanbul 1985.
  • Mim Kemal Öke: İngiliz Casusu Prof. Arminius Vambery’nin Gizli Raporlarında II. Abdülhamid ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1983.
  • Cemal Kutay: Sahte Derviş, Aksoy Yayıncılık, İstanbul 1998, ISBN 975-8263-22-6.

 

Açık Lise Yazı ve Haberler

Bu konuyla ilgili yorumunuzu yazın