Eleştirinin Haysiyeti

/ 5 Haziran 2017 / / yorumsuz

Eleştirinin Haysiyeti

“Erdoğan’ı övme Nobel’i” gibi bir Nobel ödülü verilmiş olsaydı, bu ödülü geçmişte pek çok kez kazanmış olacak bazı kalemlerimiz bugün Erdoğan’ın çelişkilerine göndermede bulunuyor. Eleştirdikleri pek çok şey, 15 yıldan beri olup biten şeyler.

Hz. Ali: “Onlar doğruyu söylüyor ama bâtılı murad ediyorlar.”.

Eleştiri ‘ele-mek’ kökünden türetilmiş bir kelime. Ayıklamak, bir şeyin iyisini kötüsünden ayırmak anlamına geliyor. Arapça karşılığı tenkid ise nakd köküne dayanıyor ve sahte parayı gerçeğinden ayırmak gibi bir anlamı var.  Paranın karşılığı olarak kullandığımız “nakit” de buradan geliyor. Kelimenin İngilizcesi “critic”.  Yunanca “kriticos” sözcüğünden geliyor ve “anlayarak anlamı yargılamak”, “anlamlılık standartları” (kriter) gibi bir içeriğe sahip. Diğer bir ifadeyle, kritik, kritere dayanarak yapılacak anlamlı bir elemeyi ifade eder. Kriz de bu kavramla ilişkili; kriterin bozulmasından kaynaklı kritik yapamama durumunu ifade ediyor.

Her üç dilde de, “ayırt etme” kelimenin merkezi anlamı olarak öne çıkıyor.

Kelimenin anlam alanına dikkat edersek, eleştiri “karşı olmak” demek değildir. Eleştiriye konu olan şeyin, doğrusunu-yanlışını tespit etmek, her ikisine de işaret etmek demektir. Bu bakımdan eleştiri, adaletle ve zulümle yakından ilişkilidir. Her eleştiri/kritik içinde haksızlık/zulüm ihtimali barındırır. Kritiğin dayandığı kriter eleştirinin zulme dönüşmemesi için önemlidir. Bu bakımdan eleştiri hem elzem olan, hem de sorumluluk gerektiren bir eylemdir. Eleştirinin amacı hakkın, doğrunun, gerçeğin; batıldan, yanlıştan, sahteden arındırılmasıdır. Yani hakikati korumak, kollamaktır. Dolayısıyla eleştiri; asaleti, haysiyeti, şerefi olan bir ameldir.

Son zamanlarda, Erdoğan’ın geçmiş icraatlarını her hâl ve şartta savunan kimi kalemlerin “Erdoğan eleştirisi” getirdiklerine şahit oluyoruz. Özellikle, Türkiye’nin bölgedeki dış politikasını değiştirme sinyallerinden bu yana, bu kişilerin kalemlerinin uçlarını daha bir sivrilttiklerini görmek mümkün.

Eleştiri bir ayırt etme, eleme, ayıklama işlemi olduğuna göre neyin eleneceği bir seçim gerektirir ve bu seçim temel bir ilkeye/kritere dayanır. Bu ilke, hakkaniyet/doğruluk olabileceği gibi kişisel/grupsal çıkarlar ya da psikolojik takıntılar da olabilir. Menfaat ya da obsesyona dayanan eleştirilerin en büyük zararı eleştirinin haysiyetini iki paralık etmek, şerefini ayaklar altına almaktır. Daha önceden gerçeğin bir kısmını özenle gizleyen bu kalemler, bugün gerçeğin bir diğer kısmını obsesyon, prestij ve çıkar uğruna hiç acımadan harcayabilirler.

Böylesi kişilerin övgü ve sövgüleri “kazanma” ya da “intikam” gibi pragmatist ya da patolojik bir ilkeye dayanmaktadır.

Bugün bazı büyüklerimiz diyor ki, “Dünyevileştik.”. “Ahlak kalmadı, rantçılık almış başını gidiyor, insana hiç bir yatırım yapmadık, tezlerimizi/davamızı unuttuk. Koltuk ve prestij peşine düştük. Şehvetimize yenik düştük.” vesaire, vesaire…

“Erdoğan’ı övme Nobel’i” gibi bir Nobel ödülü verilmiş olsaydı, bu ödülü geçmişte pek çok kez kazanmış olacak bazı kalemlerimiz bugün Erdoğan’ın çelişkilerine göndermede bulunuyor.     

Eleştirdikleri pek çok şey, 15 yıldan beri olup biten şeyler.

Daha da ilginci, AK Parti iktidarının tamamen neo-liberal, Amerikancı, AB’ci politikalar uyguladığı ilk ve ikinci döneminde bu hareketi “Erdemliler Hareketi” olarak yüceltip toz kondurmayanların bugün, İslami duyarlılıklara hitap eden eleştiriler getiriyor olmalarıdır.

Doğruları, bir grubun ya da kişinin kendi obsesyonları ve çıkarları için sopa olarak kullanmasından daha sarsıcı bir ahlaki düşüş olamaz.

Obsesyon ve çıkar güdüsü, kimi eleştiri sahiplerini bugün ilginç yerlere savuruyor.

Obsesyona ve çıkar güdüsüne dayalı eleştiri, kimilerini liberal insan hakları söylemine savururken, kimilerini radikalize ediyor, kimilerini de dinin temel rükünlerine bile duyarsız hale getiriyor.

Obsesyon ve çıkar güdüsüne dayalı eleştiriler sorumluluk taşımıyor; hakikat kaygısı taşımıyor, derinlik ve kuramsal/doktrinel bir duruş taşımıyor.

Obsesyon ve çıkar güdüsüne dayalı eleştirilerin gerçek anlamda bir eleştiri “ayırt etme” olması mümkün değildir; doğruları seçtikleri günlerde yanlışlara, yanlışları seçtikleri günlerde doğrulara kördürler.

Obsesyon ve çıkar güdüsüne dayalı eleştiriler, muhalefet şehvetiyle malüldürler. Şehvetle yapılan eleştiriler, şehvetle yapılan savunmalardan farklı değildir.

Muhalefet şehveti sadece tatmine yöneldiği için, tutarlılıkları kişiyle, zamanla ve konuyla sınırlıdır. Aynı eleştirileri yapmaları gereken zamanlarda, konularda ve kişilerde suskundurlar.

Obsesyon ve çıkar güdüsüne dayalı eleştiriler, analitik değil kategoriktir. Böylesi kişi ve kurumlar için bireysel ya da grupsal konjonktör, her türlü sabiteyi buharlaştırabilir. Ölümüne savundukları kişilere, ölümüne saldırabilirler.

Obsesyon ve çıkar güdüsüne dayalı eleştiriler, bütüncül değildir; bu güdüleri tatmin edecek parça arayışı içindedir. Bazen büyük parçaları küçültür ya da gizlerken, bazen de küçük parçalardan kıyamet koparmanın hesabı içindedir.

Böylesi eleştiriler, kuramsal bir derinliğe sahip olmadığı için popülist klişelerin tekrarından ibarettir.

Obsesyon ve çıkar güdüsüne dayalı eleştiriler, doğruları derinliğinden, bütüncüllüğünden, ilişkili olduğu değerler sisteminden kopararak kalıplaştırır, bayağılaştırır.

Velhasıl,

Hz. Ali’nin dediği gibi onlar, doğruları bâtıl amaçların tesisi için susturucu olarak namluların ucuna takıp öyle ateş ederler.

Kaynak ve yazının tamamı için: İslamiAnaliz

Yorum yaz