Francis Bacon Kimdir? Modern Bilim Anlayışına Katkısı Nedir?

/ 2 Ekim 2019 / / yorumsuz

Francis Bacon Kimdir? Modern Bilim Anlayışına Katkısı Nedir?

Francis Bacon Londra’da kraliyet ailesine yakın bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Francis Bacon; “Denemeler”, “Yeni Atlantis” ve “Yeni Organon” adlı eserleri yazmıştır.

Aristoteles’in “tümdengelim” yöntemine karşı Bacon, “tümevarım” yöntemini öne sürer. Bacon’a göre doğru düşüncenin önünde engeller, yanlış fikirler ve onun tabiriyle idoller vardır. Doğayı bilmek ona yönelimle başlar. Bu yönelimin sonuçlarının doğru bilgi oluşturabilmesi için önceki yaşamın tecrübe ve etkilerinden aklın sıyrılması gerekir.

Doğanın doğru bilgisi için ilk önce ona yönelen zihin; kuruntulardan, ön yargılardan ve putlardan yani F. Bacon’ın adlandırması ile “idol”lerden kurtulmalıdır. Ona göre zihne engel dört put yani dört idol vardır: kabile (soy), mağara, çarşı-pazar ve tiyatro idolleri.

Bu yanlış fikir ve yargılardan tümevarım ile kurtulmak mümkündür.
Bilimsel araştırmada olgusal verilerin bir araya getirilmesi ve belli bir
kurala göre düzenlenmesi gerekmektedir. Skolastik geleneğin doğruluğu denetlenemeyen kabullere ve yanlış fikirlere dayalı çıkarımları terk edilmelidir. Gözlem ve deneyle olgulara yapılan genellemelerden kaplamı geniş olanlar bilimselliğe giden yolda esas alınmalıdır. Ancak bu aşamalardan sonra tümdengelim yöntemine geçiş
yapılabilir.

Bacon, yaşadığı dönemde skolastik bilginlerin etkisini kırmaya çalışmıştır. Önemli bilim insanlarının bir araya getirildiği Kraliyet Bilim Akademisinin kurulmasını sağlamıştır. Bacon, bilimsel yöntemi açıklama ve bilimsel araştırmaya kurumsal bir kimlik kazandırma açısından 15-17. yüzyıl felsefesini etkilemiştir. Ayrıca olgusal olana ve bilimsel bilgiye verdiği önem, günümüz pozitivist felsefesinin epistemik temellerini oluşturmuştur.

Yeni Atlantis’in Tanıtım Yazısı

F. Bacon (1561-1626) soylu bir İngiliz ailesinin oğlu olarak Londra’da doğar. Önce Trinity College’de bilim üzerine eğitim alır, ardından Gray’s Inn’de hukuk öğrenimine başlar. 1582’de Gray’s Inn’de avukat olur. 1584’de Dorsetshire Parlamentosu’na, 1593’de Middlesex Parlamentosu’na girer. I. James zamanında Sir unvanını alır ve şövalyeliğe yükselir. 1613’de başsavcı olur. 1617 yılında babasının da bir zamanlar yürüttüğü görevi üstlenerek mühürdar olur. 1618’de başyargıçlığa yükselir ve Baron Verulam unvanını alır. 1621’de Viscount St. Albans unvanını alır. Kariyerinin zirvelerindeyken mahkemede yargılanan kişilerden rüşvet aldığı iddiasıyla suçlanır, hapse mahkûm olur ve bütün mevkilerini yitirir. Kısa bir süre sonra serbest bırakılır, ama bir daha herhangi bir devlet görevini üstlenmesine izin verilmez. Siyasi yaşamı sona eren Bacon kendisini tümüyle felsefe çalışmalarına verir. Ölümünden sonra, özel danışmanı ve sırdaşı Guillelmus Rawley, Bacon’ın önce İngilizce kaleme aldığı, ardından Latince yazılan eserlerin ölümsüzlüğüne olan inancıyla birçok ekleme ve değişiklik yaparak Latinceye çevirdiği Yeni Atlantis’i 1638 yılında yayımlar. Yeni Atlantis’ini yazarken Bacon’ın amacı yalnızca doğa felsefesiyle ilgili çalışmalar yapan bir enstitüyü tanıtmak değil, aynı zamanda bütün yaşamını felsefe ve bilime adamış bir filozofun düşüncesindeki ideal devlet yasalarını ve kurumlarını da belirtmek ve adeta felsefi bir devlet modeli yaratmaktır. Bacon’ın felsefe-bilim ütopyasını gözler önüne seren Yeni Atlantis, Platon’dan Thomas Morus’a uzanan ütopya geleneği içinde ölümsüz bir yer edinmiştir.

Bacon’un Bilgi ve Yöntem Konusuna Genel Bakışı

Bacon geleceğin insan dünyasının bilim yoluyla aydınlanacağını sezmişti. Ona göre yaşamda bilgi önemliydi. Onun ünlü deyişiyle “bilgi güçtü.” Buradaki bilgi, bilimsel bilgiden başkası değildir. Çünkü bilimsel bilgi doğanın işleyişini bilmemizi sağlar ve bu da doğa olaylarını kontrol altına almayı kolaylaştırır. Yani “bilmek doğaya egemen olmaktır.” Ancak doğa olaylarını, doğadaki işleyişi keşfedebilmek kolay değildir. Bu konuda doğaya değgin bölük pörçük çalışmalar yapmakla bir yere varılamaz. Doğadaki bilinmezlikleri sistematik bir biçimde sıralı, güvenilir adımlarla çözümleyebilmek için doğanın yapısına uygun gelen, bilinçle seçilmiş, oluşturulmuş bir yöntemimiz olmalıdır. Sağlam bir yöntemimiz olmadıkça bilimsel çalışmalar yavaş ve rastlantısal olmaya mahkûmdur. O güne dek gerçekleştirilen bilimsel buluşların, bilim insanlarının ussal yapılı bir yöntemi uygulamalarına bağlı olarak değil de, adeta rastlantısal olarak gerçekleştiğini öne sürmektedir. Fakat rastlantısal olarak nereye dek gidilebilir? Bu nedenle bilimsel çalışmalarda rasgele ve bireysel yöntem anlayışlarıyla değil, ussal yapılı bir bilimsel yöntemle çalışılmasının zamanı gelmiştir. Bacon’a göre bu ussal yapılı bilimsel yöntem tümevarımdır (induction). fiimdiye dek işbaşında görünen yöntem anlayışını eleştirerek işe başlar. Bu da tümevarımın tam tersi olan tümdengelim (deduction) yöntemidir. Yüzyıllardan bu yana bunun en belirgin örneği olarak Aristoteles’in tasım (kıyas) yöntemi sanki bir buluş yöntemi imiş gibi gösterilmiştir. Oysa bu yöntemle doğadaki olaylara değgin yeni buluş, yeni bir açıklama ortaya konabildiği söylenemez. Çünkü bu yöntemin yapısı doğa araştırmalarına uygun değildir. Tümdengelimde öncül görevi gören genel ve tümel nitelikli önermelerde içerilen bir fikir sonuç olarak ortaya konur. Bu nedenle ulaşılan bu sonuç yeni bir buluş ortaya koymaz; sadece zaten bilinen bir şeyi daha açık ve seçik bir hale getirerek gözler önüne serer. Bu nedenle bu yöntem çözümleyici bir yöntemdir; yeni bulgulara ulaştıran bir yöntem değildir. fiu halde, yapısı gereği, tek başına doğa bilimlerinde yeni buluşlar yapmaya uygun bir yöntem değildir. Tümdengelime yönelik yaptığı bu eleştirilerde Bacon haklıdır. Ancak aynı eleştiriyi Galileo da kesin bir dille ortaya koymuştur. O dönemde doğabilimsel yöntem araştırması yapan kişiler öncelikle Aristotelesçi klasik yöntem anlayışını tümdengelimsel kıyas yöntemini eleştirerek işe başlamaktadırlar. Bu nedenle Bacon, doğa bilimlerinde tümdengelimin zıttı olan tümevarımı yeni buluşlara götüren bir yöntem olarak düşünmüştür. Aslında bunların ikisi de tek başına yeterli değildirler, olsalar olsalar Galileo’da gördüğümüz gibi genel bir bilim yönteminin birer segmenti olabilirler. Oysa Bacon doğa bilimlerinin yöntemi olarak sadece tümevarımı düşünmüştür. Bacon’un yöntemindeki eksiklikleri, onun tümevarım anlayışıyla ilgili açıklamalarımızın sonunda daha iyi görmüş olacağız.

“Neden tümevarım?” diye sorabiliriz. Çünkü doğa olayları üzerinde gözlem ve deney yapılmadan bu olayların işleyişini aydınlatabilmenin olanağı yoktur. Doğa olaylarını açıklayabilmek açısından gözlemin ve deneyimin vazgeçilemezliğini savunan Bacon, Copernicus, Kepler ve Galileo’nun önemli bilimsel buluşlarının yoğun ve sabırlı gözlem süreçleri sonunda başarıldıklarının farkındaydı. Gözlem yaparak, gözlenen şeyler üzerinde düşünmek ve sonunda tüm gözlenenleri ortak olarak ifade edebilecek bir genel açıklamaya bağlamak tümevarım yapmak demektir. Bacon doğa bilimleri alanında tümevarımdan başka bir araştırma yöntemi olamayacağını kendince haklı olarak düşünmektedir; Bu nedenle gerçek bilgi modeli olarak düşünülen bilimsel bilgiye sistematik olarak güvenle götürecek olan biricik yöntem tümevarımdan başkası olamazdı. Ne var ki doğa olguları üzerinde gözlem yapmak ve gözleme dayalı tümevarımda bulunmak hiç de kolay bir uygulama değildir. Bunun pek çok koşulları ve aşamaları vardır.

Zihnin Putları (İdoller)

Bacon öncelikle tümevarım yapacak bilim kişisinin özellikleri üzerinde durur: Çünkü tüm insanların olduğu gibi, bilim insanının zihninde de çeşitli etkiler sonucu oluşmuş bir takım önyargılar vardır. Bu önyargılar kişinin dünyaya, doğaya bakışını olumsuz yönde etkileme gücüne sahiptir. Bilim insanı doğa üzerine inceleme ve araştırmalara girişmeden önce tabiri caizse bir zihinsel temizlik yapmak durumundadır. Bacon temizlenmesi gereken bu önyargılara putlar (idoller) adını verir ve bunları dört grupta toplar.

1. Soy (Tribus) Putları: 

Bunlar insan soyunun ortak özelliklerinden kaynaklanan önyargılardır. İnsanların doğaya ve dünyaya bakışları çoğu kez doğanın yapısından değil, insanın yapısından hareketle oluşturulur: Örneğin insanlar doğa güçlerini de kendileri gibi insanlaştırma yoluna giderler; buna göre doğa insanlara bazen iyi davranır bazen kötü davranır; bazen onları ödüllendirir, bazen cezalandırır. Oysa doğa insansal bir varlık değildir; o kendi yasalarına göre işler. İnsanların bu önyargılarının arkasında duygu ve heyecansal yapıları, duyusal, zihinsel güçlerinin sınırlılığı, algının yapısı gibi ortak doğalarından gelen etkenler bulunmaktadır. Bacon’un şu eğretilemesi bu olguyu çok güzel açıklamaktadır: “İnsan zihni ışınları yayması, çarpıtması ve şeklini bozması bakımından kendi özelliklerini farklı nesnelere veren içbükey ve dışbükey aynalara benzer” (Bacon, 1999: 16). fiu halde, doğayı olağan boyutları içinde yansıtan normal aynalar gibi olmalıyız. Özellikle bilim insanı bu için çok daha büyük bir zorunluluk taşımaktadır.

2. Mağara (Species) Putları:

Soyunun genel özelliklerine ek olarak, her insanın kendi mizaç özelliklerinin, aldığı eğitimin ve toplumsal etkilerin sonucu olarak belli bir zihinsel tutum ve alışkanlığı oluşur ve dünyaya, olgulara bu zihinsel tutum ve alışkanlıkları bağlamında bakar. Platon’un benzetmesinden yola çıkarsak, her insan kendi mağarasını oluşturur. Oysa bu mağaranın dışına çıkmadıkça nesnel dünyayı kendi yapısı içinde kavrayamayacak, sınırlı bir bakış açısı içinde kalarak gerçekçi bir dünya ya da doğa algısına ulaşamayacaktır. Bu açıdan Bacon Herakleitos’un şu sözünü aktarır; “İnsanlar bilgiyi küçük dünyada ararlar, daha büyük ve ortaklaşa yaşadığımız dünyada değil” (Bacon. 1999. 16). Örneğin Bacon’a göre bazı insanlar nesneler arasındaki farklılıkları ayrımlaştırırken çok başarılıdırlar ve bu açı dan aşırılığa giderler, bazıları da şeyler arasındaki benzerlikleri bulma yolunda istekli ve gayretlidirler ve bu yönden aşırılığa gidebilirler. Bazıları İlkçağa hayranlık gösterir, bazıları modernlikten ve yenilikten yanadır. Kişilik özelliklerinden kaynaklanan bu özel durumlar, olguların doğru betimlenmesi bakımından zararlı olabilir. Bu nedenle, kişiye özel zihinsel putlardan da bilim insanının sıyrılabilmiş olması beklenir.

3. Çarşı-Pazar (Fori) Putları:

Sözcüklerin kullanımı ile ilişkili putlaştırmalardır. İnsanlar gerek moda, gerekse kendi hassasiyetleri nedeniyle bazı sözcüklerin kullanımı konusunda duyarlıdırlar. Her konuyu o sözcüklerle bağlantılı olarak açıklama yoluna giderler. Bu açıdan insanlar arasındaki yaygın kullanım, dini alanda karşımıza çıkar; insanlar her konuyu dinsel açıdan aşkın varlıkların terimleri ile ilişkilendirerek ele alma yoluna giderler. Bu terimlerin en başında da ‘Tanrı’ terimi gelir. Bunun dışında çarşı pazarda az değeri olmakla birlikte çok sıklıkla kullanılan bozuk para gibi bazı sözcükler de, yeterli bilgisel değere sahip olmadıkları halde sıklıkla kullanılırlar ve bunları duyanlar da sanki karşılarındaki kişi çok önemli bir şey söylüyormuş gibi etki altında kalır. Gerçi bunlar somut durumları betimliyormuş gibi görünürler ama tam olarak ne anlama geldikleri belirsizdir. Çünkü şeylerden ya da durumlardan çok acele ve düzensiz bir biçimde soyutlanmış ve tanımlanmışlardır. Bu nedenle sık sık tartışmaya ve yanlış anlamalara yol açarlar. Bacon’a göre sözcüklerin bir kısmı da zaten gerçek varlığı olmayan şeylerin adlarıdırlar ve bunlar gerçek varlıkları gösteriyormuş gibi ele alınırlar. Bu yüzden insan zihnini en fazla zorlayan ve kargaşaya götüren de bu türden terimlerdir. Hatta filozoşar bile bu türden terimleri kullanarak oldukça kafa karıştırıcı olmayı başarırlar. Örneğin ‘kader,’ ‘talih,’ ‘ilk kımıldatıcı,’ gibi terimler bir şeyleri varmış gibi gösteren terimlerdir. Bu türden terimlerin zihnimizde putlaştırılması şeylerin doğru düzeni bakımından zihni yanlış kanallara sürüklemiş olacaktır. Bu nedenle Bacon putların en kaygı vericisi olarak bunları gösterir. Bilim insanının terimleri gerçek anlamları içinde ve abartmadan kullanması son derece yaşamsal bir konudur.

4. Tiyatro (Theatre) Putları: 

Birtakım felsefe sistemlerinin ya da kuramların zihnimize yavaş yavaş yerleşerek ve düşünme tarzımızı belirleyerek orada etkili olmaya başlamalarıdır. Her konuyu bu kuramların ışığında ele alarak yorumlayan ve değerlendiren, kendi us ve anlama yetilerinin gücüne ve keskinliğine çok az yer veren kişiler anlama yetilerini körelterek kendilerine en büyük kötülüğü yapacaklardır. Eleştirel tartışmadan koparak tekdüzeliğin içine düşecekler ve ayrıca gerçekliklerin ve yeniliklerin çok uzağında kalacaklardır. Bacon, “bu nedenle sofistik, empirik ve batıl inançlı olmak üzere üç hata kaynağı ve üç çeşit yanlış felsefe vardır,” der (Bacon, 1999: 28). Birinciye örnek Aristoteles’in felsefi sistemidir: Oluşturduğu mantık sistemi üzerinden evren ve doğaya ilişkin önermelerini sistematikleştirme yoluna gitmiştir, böylece formel mantığın güdümünde son derece sofistike bir öğreti ortaya çıkmıştır. Bacon’a göre doğadaki olguların doğallığından uzaklaşan, keyfi denebilecek ontolojik ayrımlaştırmalarla doğayı açıklamaya çalışan, devinimin ilk nedeninin dışsal bir kaynak İlk kımıldatıcı olduğunu belirten bir doğa ve evren açıklaması gerçeklik tabanından tümüyle uzaklaşmış olur. Oysa bu tür bir evren açıklaması yüzyıllar boyunca otoriter bir öğ reti olarak tiyatro sahnesinde kaldı ve bilimin doğru yolda ilerlemesini ketledi. Bacon, empirik okul üzerine şunları söylemektedir: Empirik okul Sofistik veya kuramsal okuldan daha şekilsiz ve anormal biçimlidir; ancak birkaç deneyin sınırlı karanlığı içinde kalmaktadır genellikle. Buna karşın Bu felsefe türü bu deneyler üstünde günlük uygulama yapan kişilere mümkün ve hemen hemen kesin görünür. Bu nedenle de onların imgelemini bozmuştur. Fakat ötekilere akıl almaz ve boş görünür.” (Bacon. 1999.30). Görüldüğü gibi tiyatro sahnesinde böyle bir okul da rol alabilmektedir. Bacon’a göre “üçüncü grup, işin içine inançlarından ve dine olan saygılarından dolayı teolojiyi ve gelenekleri sokarlar. Onların arasından bazılarının saçmalığı ruhlarla, cinleri araştırmak ve onlardan bilim elde etmeye kadar ileriye gitmiştir.” Bu nedenle bu teolojik okul da zihinlerde putlaştırılan ve insanları dogmatik inançlara sürükleyen yanlış felsefe örneklerinden en yaygın olanıdır. şu halde doğa olgularını gözlemleyerek, bilimsel tümevarım yapacak olan bilim insanının tüm bu düşünsel putlardan zihnini temizleyebilmiş olması gerekir. Ancak o zaman olgunun yapısına uygun olarak yani nesnel bir biçimde bilimsel inceleme ve araştırma yapmak olanaklı olabilecektir.

Gözleme Dayalı Tümevarımın Uygulanması

Doğa olgularını tek tek dikkatli biçimde gözlemlemeden, bunlara ilişkin ortak bir genellemeye ulaşmak kolay değildir. Tümevarım, doğanın sıkı biçimde gözlemlenmesini gerektirir. Ancak bu gözlem aklımıza estiği gibi kotarılan bir gözlem değildir. Tersine belirli bir mantıksal işleyişi olan birtakım temel işlemlerin sırasıyla gerçekleştirilmesini gerektiren ve özelden genele doğru yükselen bir işleyişe sahiptir. Bu konuda Bacon öncelikle şunları söylemektedir: “Zaten hem çok çeşitli hem de karışık olan doğal ve deneysel tarih, gerektiği gibi bir düzen içinde belirlenip düzenlenmemesi durumunda anlığı karıştırır ve şaşırtır. Bu nedenle bir plan dâhilinde hareket ederek, bir sıra içinde örneklerin tablolarını ve ortak düzenlemelerini oluşturmalıyız ki, anlık onlara etki etmeye olanak bulabilsin” (Bacon, 1999: s.110). Bacon’ın bu tür bir yöntem anlayışı ile ulaşmak istediği tümevarımsal genelleme, bir doğa olayının özünü, onun deyişiyle formunu yakalamaktır. Form sözcüğünü kullanmakla bu noktada Aristotelesçi jargondan henüz kurtulamadığını göstermektedir. Ancak burada form deyince tümüyle soyut bir kavram düşünülmemekte, ele alınan olgunun özsel işleyiş biçimi, özdeksel bir yapı düşünülmektedir. Bir başka deyişle burada düşünülen form bir doğa yasasıdır. Telesius doğanın etken formları sıcaklık ve soğukluktan söz etmekteydi. Bacon da bu nedenle sıcaklığın/ısının formunu ya da yasasını keşfetme işine girişir.

Bacon, bu alanda amaca ulaştıracak bir tümevarım için, dört basamaklı bir işlem süreci öngörür: Birinci basamak olarak doğada ısı (sıcaklık) içeren bütün olguların belirlenmesi, bir başka deyişle listelenmesi gerekmektedir. Bacon bu aşamayı kabaca, olgunun içinde bulunduğu şeyler listesi olarak betimlemektedir. Buna göre, sıcaklık, güneş ışınlarında, yanan meteorlarda, yanardağların püskürttüğü alevlerde ve henüz sönmemiş lavlarda, yanan katılarda, doğal sıcak banyolarda, ısıtılmış sıvılarda ve buna benzer şeylerde bulunur. Bacon bu alanda 27 tane belirgin durum saymış, 28. olarak da diğer örnekler demekle yetinmiş ve içerik göstermemiştir. Ancak bu şekilde yapılan gözlemlerin ucu açıktır ve tümevarımın genel yapısı, Aristoteles’in de belirttiği gibi, az çok yansıtılmış olmaktadır. Bundan sonra Bacon’un belirttiğine göre olgunun içinde bulunmadığı şeylerin listesi olarak betimlenebilecek olanlar evresi gelmektedir: Bacon, “Ayın, yıldızların, kuyruklu yıldı zın ışınları sıcaklık hissi vermez. Hatta en şiddetli soğuğun dolunay zamanında olduğu gözlenmiştir,” (Bacon, 1999: s.114) der. Gökyüzünün orta bölgesi diye adlandırılan yerdeki Güneş ışınları ve Güneş ışınlarının kutup bölgelerindeki yansı maları da sıcaklık içermez. Ayrıca ölü bedenlerde de sıcaklık yoktur. Bu şekilde içinde sıcaklık barındırmayan şeyler de tespit edilmeye çalışılır.

Bundan sonra, olgunun içlerinde dereceli olarak bulunduğu şeyler listesi, başlığı altında bir seri araştırma yapılır: Çünkü sıcaklık, Bacon’a göre nesnelerde aynı ısı derecesinde bulunmaz. Örneğin insan bedeninin sıcaklığı ile kuşun beden sı caklığı aynı değildir. Balık, yılan, solucan gibi pek çok hayvanın sıcaklıkları da birbirinden farklıdır. Cansız nesneler arasında da sıcaklık farklılıkları vardır. Örneğin, tahta, maden, kükürt, güherçile ve daha pek çok şey farklı sıcaklık eğilimleri gösterirler. Bunlarda sıcaklığın birbirlerine göre az bulunması ya da çok bulunması, başka neyin bulunmasına ya da bulunmamasına yol açmaktadır? Daha da önemlisi; ele alınan her bir nesnede normal sıcaklığın artması ya da azalması durumunda bu durumlara paralel olarak çoğalan ya da azalan öğe ne olmaktadır? Bu öğenin belirlenebilmesi belki de sıcaklığın formunun yani gerçek yapısının ne olduğunu açığa çıkaracaktır. Bacon bu noktaya gelindiğinde ele alınan olgunun formuna hemen hemen ulaşılabileceğini düşünmekle birlikte, sonucu ilan etmeden önce son bir aşamayı daha devreye sokmak ister.

Bu da olgunun içinde bulunmayanların dışta bırakılması aşamasıdır. Bunu sonucun kesinliğinden emin olabilmek, herhangi bir yanlışı olabildiğince önlemiş olmak adına gerçekleştirmenin iyi olacağını öne sürer. Bu aşama sonunda tümevarım gerçekleşmiş olacağı için, dikkatli bir inceleme ile sonuca gidilmesi gerekmektedir: Bu esas üzere sıcaklığın formu belirlenirken sıcaklığı barındırmayan şeyler ya da özellikler, yanlışlıkla işin içine karışmasınlar diye dışta bırakılmaya çalışılırlar. Bu şekilde sıcaklığı içermeyenlerin yeniden bir listesi yapılır. Örneğin bazı şeylerin ışığında sıcaklık bulunmamaktadır. Onun için ışık sıcaklığın formu olamaz ve bu nedenle dışta bırakılmıştır. Bu durumda sıcaklık barındırmayan şeyler, mümkün olduğunca dışta bırakıldıktan sonra, sıcaklığın bulunduğu şeylerde ısı arttıkça artan, azaldıkça azalan şey, sıcaklığın bulunmadığı şeylerde ise hiç bulunmayan şeyi, Bacon sıcaklığın/ısının formu olarak ilan eder. Buna göre sıcaklığın/ısının formu devinimdir. Sıcaklık devinimin özel bir görünümünden başka bir şey değildir. şu halde sıcaklığın formu belli türden bir devinimdir. Sıcaklığı niteleyen devinimi Bacon öncelikle bir genleşme devinimi olarak belirler: cisimler ısıları arttıkça giderek genişler ve önceki durumlarından daha geniş bir mekan doldururlar. İkinci olarak sıcaklık artışı dışarıya doğru yönelen bir genleşme devinimidir, aynı zamanda yukarıya doğru yönelir. Ayrıca bu genleşme devinimi cismin içkin yapısındaki en küçük parçacıklarının bir devinimidir. Bacon’un sıcaklığın formuna ilişkin belirlemeleri genel çizgileriyle bunlardır.

Bacon tümevarımın gerçekleştirilmesi aşamasında acele genellemelerden kaçınarak, anlığın öteki katkılarından da yararlanmak gerektiğini vurgulamaktan kaçınmaz. Buna göre, belirginleşmiş örnekleri bir kez daha gözden geçirmek yararlı olacaktır. “Ayrıca tümevarımın dayanaklarını, tümevarımın doğruluğunu, konunun tabiatına göre araştırmayı değiştirmeyi, araştırmanın ilk ve son nesnesinin ne olması gerektiğini düşünmeyi, pratik amaçların uygulanmasını ya da insana bağlı olan şeyin ne olduğunu, ayrıca genel aksiyomların işlevlerini gözden yitirmemek gerektiğini ve tüm bunların üzerinde ayrı ayrı durulduktan sonra, tümevarımsal genellemenin yapılmasının uygun olacağını dile getirir” (Çelik, 2010: .227). Tüm bu açıklamalardan da görülebildiği gibi Bacon’un tümevarım yöntemini belirleme biçimi tümüyle kendine özgüdür ve modern bilimin yöntemini salt tümevarım olarak düşünmesi de bugünkü bilimsel yöntem anlayışına uymamaktadır. Bugün tümdengelim ve tümevarım bilimsel yöntemde birbirini tamamlayacak biçimde iç içe kullanılmaktadır. Her şeyden önce bilimsel araştırma bir varsayımla başlamakta, bu varsayımdan tümdengelimsel birtakım sonuçlar çıkarılmakta ve bu sonuçların olgulara uyup uymadığı gözlem ve deney yoluyla araştırılmaktadır. Sonuçta yine tümevarımsal olarak varsayım yasalaşmakta ya da yanlışlanmakta, bu durumda araştırma yeni bir varsayıma dayalı olarak yeniden başlatılmaktadır. Ayrıca modern bilimsel yöntemde ele alınan olgu, nedenetki bağlamında araştırılarak bir yasalılığa bağlanmaya çalışılmaktadır. Bacon’un tümevarım uygulanmasında olgunun bir tür özü araştırılmakta ve neden etki bağlamı bilinç alanına bile gelmemektedir. Ve yine modern bilimsel yöntemin dili tümüyle matematiksel formüler bir dildir. Bacon bu matematiksel dili ya da dokuyu dikkate almamıştır. Yöntemini tümevarımla sınırlı tutmak gibi bir hataya düşmüşse de Bacon kuşkusuz felsefenin gelişimi bakımdan önemli bir ad olmuştur.

Yorum yaz

Kategoriler
E-Mail Aboneliği

E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz.