Rasyonalizm (Akılcılık) Nedir?

/ 1 Haziran 2015 / / yorumsuz

Rasyonalizm (Akılcılık) “Bilginin kaynağı nedir” akıl cevabını veren akımdır. Bilgi mümkündür. Bunun imkânı akıldır. Çünkü aklını kullanan insan doğru bilgiye ulaşabilir. Rasyonalizm (akılcılık)’e göre bilgi akıldan doğar. Akıl, doğuştan bilgi edinme yetisi ile donatılmıştır. Bunun için duyum ve algılar bize zorunlu, kesin, genel geçer bilgileri veremezler. Bu nitellikteki bilgiyi bize aklımız, düşüncemiz sağlayabilir. Deneyden gelmeyen, deney öncesi olan bu bilgiye felsefe alanında a priori (deney öncesi) bilgi denir.

Rasyonalizmin en önemli temsilcileri Sokrates, Platon,Aristoteles, Farabi, Descartes, Hegel’dir.

Sokrates (M.Ö. 469-399):



İnsan bilgisinin akılda doğuştan geldiğini savunur. İki aşamalı bir yöntemle akıldaki bu bilgiler hatırlatmaya çalışır. Bu hatırlatma işini “doğurtma”ya, kendisini de “ebe”ye benzetir.

Yönteminin ilk aşaması “ironi” (ince alay) adını alır. Bu aşamada muhatabının bilgisizliğinin, daha doğrusu bilgi zannettiği şeylerin yanlışlığının farkına varmasını sağlar.

İkinci aşaması “maiotik” (doğurtma) aşamasıdır. Bu aşamada sorularla muhatabının zaten aklında gizil olarak var olan doğru bilgileri (hakikatleri) hatırlamasını sağlar.

Örnek: Bir köleye geometri sorusunu çözdürmesi…

Platon (M.Ö. 427-347):

Gerçek varlıklar dünyası olan idealar dünyasına ilişki akılsal bilginin doğru bilgi olduğunu; bu dünyadaki varlıkların zamanla değişen, bozulan, yok olan varlıklar olduğu için duyuların verdiği maddesel dünyaya ilişkin bilginin sadece bir sanı (doxa) olduğunu savunur.

Platon’a göre, insan ruhu bir zamanlar bir parçası olduğu idealar dünyasının bilgisine sahip olarak bu dünyaya gelir. Ancak yanlış eğitim ve yönlendirmelerle bu bilgileri unutmuştur. Özellikle matematik eksenli bir eğitimle Episteme adını verdiği kesin bilgilerin tekrar hatırlanabileceğini savunur.

Kendi kurduğu Akademi’nin kapısına “Bu kapıdan matematik bilmeyen giremez!” diye yazdırmıştır.

Aristoteles (M.Ö. 384-322):

Platon’un öğrencisi olan Aristoteles’e göre bilgi tümellerin bilgisidir. Ancak Aristoteles, duyu bilgisine de bir kapı aralamıştır. Çünkü ona göre varlığın var olmasını sağlayan ideler, ayrı bir dünyada değil, bu dünyadadır. İde, bu dünyadaki nesnelerin formlarıdır.

Bu nedenle Aristoteles, bilgiyi ideaların doğuştan gelen bilgisi ile sınırlandırmamıştır. Ona göre iki tür bilgi vardır; biri duyu verilerine dayalı bilgi, diğeri bilimsel bilgidir.

Ancak Aristoteles’e göre de, hakiki bilgi akılsal olan tümellerin bilgisidir. Bilimsel bilgi tek tek varlıkların bilgisi değildir. Tümel olanı kavramaya yöneliktir, ulaşma aracı akıldır ve dolayısıyla bu bilgi, rasyoneldir.

Farabi (870-950):

Farabi’nin düşünce sistemine göre, varlığın başında zorunlu varlık olan Tanrı vardır. Tanrı, varoluşunu kendisinden alır. O, hakiki ve sonsuz varlıktır. Tanrı’nın doğrudan ilk yarattığı varlık akıldır. Bilme yetisi aklın kendisinde vardır. Akıl hem kendini hem de Tanrı’yı bilir. İnsan aklı doğuştan bazı bilgileri beraberinde getirir, bunlar aslında pasiftir. Deney ile temasa geçtikçe aktif hâle gelir.
Farabi, insan için en büyük erdemin bilgi olduğunu söyler. Ona göre bilginin üç kaynağı vardır; duyu, akıl ve nazari (derinliğine düşünme). Duyu yolu ile dış dünyayı algılarız. Akıl yolu ile kendi iç dünyamızda olanları, zihin durumlarımızı gözlemleriz. Nazar yoluyla da akılda doğuştan bulunan düşünceleri kavrarız.
Farabi üç tür bilgiden söz eder. Bunlar; ilk bilgiler, duyulara ve mantıksal çıkarımlara dayalı bilgiler ve tasdiki bilgilerdir.

  • İlk bilgiler, herkesin kabul ettiği ve kullandığı bilgilerdir. Bunların doğrulukları ve yanlışlıkları söz konusu edilemez.
  • Duyulara ve mantıksal çıkarımlara dayalı bilgiler, doğrulukları kesin bulunamayan ama ilk bakışta insana doğru gelen bilgilerdir.
  • Tasdiki bilgiler, doğrulukları kıyas (tanıtlama) ile kanıtlanmış akli ve tümel bilgilerdir.

Descartes (1596-1650):

  • “Düşünüyorum, o halde varım” sözüyle tanıdığımız Fransız filozofudur. Analitik geometrinin de kurucusudur.
  • Matematikteki kesinliğin diğer bilimlerde olmamasından dolayı doğal olarak başlayan şüphesini bir yöntem olarak kullanmıştır.
  • Descartes her şeyden şüphe etmeye başlar. Ta ki şüphe ettiğinden şüphe edemeyeceği gerçeğine ulaşana kadar. Ta ki doğruluğu açık ve seçik olan, kanıt gerektirmeyecek kadar doğruluğu apaçık olan bilgilere ulaşana kadar. (Bakınız: Bilginin Doğruluğunun Ölçütleri)
  • Filozof buradan “Düşünüyorum, o halde varım.” önermesine ulaşır. Şüpheyi doğruya ulaşmada bir amaç değil, yöntemsel bir araç olarak gören filozofun yöntemi tıpkı matematikte olduğu gibi tümdengelimdir.
  • Yine Descartes, “Düşünüyorum o halde varım.” (cogito ergo sum) çıkarımı gibi apaçık olan bilgilerin doğruluğundan emin olunabilceğini, yani apaçıklık’ın aynı zamanda doğruluğun ölçütü olduğunu savunur. (Bakınız: Bilginin Doğruluğunun Ölçütleri)

René Descartes ve Matematik Yöntem
Descartes, Kısa Yaşam Öyküsü ve Eserleri
Tarih Düşmanı Descartes’a Karşı Bir Tarih Fedaisi: Vico
Felsefe ve Matematik



Hegel (1770-1831):

  • Zihin bilgi edinmede en güvenilir kaynaktır. Hegel bilginin zihne ait olduğunu söylerken insan aklını değil, evrensel aklı kasteder. Geist adını verdiği evrensel akıl, aynı zamanda Tanrısal akıldır.
  • Ona göre düşünmek nesnenin özünü bilmek etkinliğidir. Akla uygun olan gerçektir ve akıl mutlak varlığın bilgisini apaçık ortaya koyar. Akılsal olan gerçek, gerçek olan akılsaldır. Evrensel akıl dış dünyadan bağımsız bir varlık değildir. Bu dünyada; kendi bilincine, dinde, sanatta, insan aklında ulaşır. Felsefenin bu noktadaki görevi ise evrensel aklın insan aklında açığa çıkmasını sağlamaktır.

 

Yorum yaz