Tarih felsefesi

Tarih felsefesi nedir? sorusuna kıtmetli, merhum Prof. Dr. Ahmet Cevizci’nin hazırladığı Paradigma Yayınlarından çıkan Felsefe Sözlüğü’nden yaptığımız alıntı ile cevap veriyoruz:…

Tarih felsefesi

Tarih Felsefesi Nedir?

‘Tarihin anlamı ve amacı nedir, tarihsel değişme ve gelişmeyi yöneten temel yasalar nelerdir?’ sorularını doyurucu biçimde yanıtlamaya çalışan felsefe disiplini ya da türüne Tarih Felsefesi denir. Tarih felsefesi, bir anlamda faaliyeti ve çalışması geçmişin belli alan ya da kesitlerine ilişkin araştırma ile sınırlandığı için anlaşılır bir tarih fikri sunmayan, tarihin bir bütün olarak akışına ilişkin olarak ahlaki ya da entellektüel bakımdan kabul edilebilir bir kavrayış ortaya koymayan ortalama tarihçinin ele aldığı problemler dışında başka problemlerde yarattığı inancının bir sonucudur. Tarih felsefesi, tarihi konu alan felsefi refleksiyon ya da sorgulama, tarihin doğası ile ilgili felsefi araştırma olarak da tanımlanabilir.




Tarih felsefesine meydana getiren iki tür araştırma vardır ya da tarih felsefesi içinde iki farklı yaklaşımın olduğu söylenebilir. Bunlar:

(1) Spekülatif Tarih Felsefesi

Geleneksel ya da klasik anlamda tarih felsefesidir. Bu tür bir tarih felsefesinin konusu tarihsel sürecin bir bütün olarak kendisi, amacı da bu sürecin seyri ve doğruluğuna ilişkin olarak anlamlı ve anlaşılır bir açıklama sunmak, tarihi evrensel geçerliliği olan belirli ilkelere uyan bir süreç olarak göstermektir.

İnsanın bir bütün olarak görülen geçmişini tutarlı bir biçimde yorumlamayı amaçlayan, örneğin tarihin belli bir Tanrısal planın açımlanması olduğunu ya da tarihsel ve toplumsal fenomenlerin üç hal yasası veya diyalektik yasalar türünden bir takım evrensel yasalar olduğunu savunan, bütün bir insan geçmişinin doğa yasalarına benzer nitelikte genel geçer yasalarla açıklanabileceğini iddia eden bu tür bir tarih felsefesi spekülatif tarih felsefesi olarak bilinir.

(2) Analitik Tarih Felsefesi

Daha çok 18. Yüzyıldan başlayarak spekülatif yaklaşımın karşısında ise 20 yüzyılda gelişen eleştirel yaklaşım ya da analitik tarih felsefesi yer almaktadır. Daha üst düzeyde bir yaklaşıma karşılık gelen analitik tarih felsefesi olayların aktüel dizilişi veya tarihsel sürecin kendisi ile değil de, tarihçinin malzemelerini ele alırken kullandığı yöntem ve kategorilerle ilgilidir.

Doğrudan doğruya insanın geçmişini değil de, geçmişle ilgili düşünce tarzı ve araştırma faaliyetlerini, tarihçilerin malzemeleri ile ilgili yorumlarının temelinde bulunan kabul ve kategorileri konu alan, tarihe ilişkin araştırmada nesnellik sağlanıp sağlanamayacağı problemi üzerinde duran tarih felsefesi türü olarak analitik tarih felsefesi, spekülatif tarih felsefesinin, bir bütün olarak insanlık tarihine bir amaç yüklediği, nihai bir hedef gösterdiği yerde, tarihsel bilginin ya da tarih bilgisinin doğasını ve tarihsel araştırmaların uygun yöntemlerini araştırır; epistemolojik ya da kavramsal bir kaygı ile tarihsel araştırmanın amaçları ve tarihçilerin malzemelerini betimleme ve sınıflama yöntemlerini, tarih araştırmacılarının  çalışmalarını belirleyen kabul ve ilkeleri, tarihin başka araştırma türleri ve disiplinlerle olan ilişkilerini ele alıp inceler.

Bu iki tür tarih felsefesinden Condillac, Saint Simon, Condorcet, Comte, Vico, Herder, Hegel, Marx ve Spengler gibi düşünürler tarafından temsil edilen spekülatif tarih felsefesi, tarihte bir amaç, düzen, evrim ya da ilerleme bulunduğunu savunur. Bu anlayışa göre, tarihte bir düzen ve amaç olmayıp, her şey olayların gelişigüzel bir toplamından ibaret olursa, bu durum her türlü rasyonel araştırmanın, dünya hakkındaki anlamlı her düşüncenin temelinde yer alan sistem ve düzen ihtiyacı ya da arayışıyla çelişir ve tarihi anlaşılır ve rasyonel bir araştırma olmaktan çıkartarak kuşkuculuğa yol açar.

Söz konusu spekülatif tarih felsefesinin teolojik bir kökeni olmakla birlikte, o daha çok aydınlanma sırasında ve doğa bilimlerinin gelişmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönemde olgusal bilimlerdeki teorilerin açıklayıcı gücüne benzer bir güce sahip olan yasa ve hipotezler içeren bir tarih ve toplum bilimi kurma projesi büyük önem kazanmıştır. Yine aynı dönemde, tarihin fenomenlerini, doğa bilimlerindeki nedensel ilkelere benzer ilkeler aracılığı ile açıklayabilmeye yetili olan geçerli bir toplum bilimi yaratma düşüncesi ve devrimci ideallerle birleşmiştir.

Böyle spekülatif veya pozitivist tarih anlayışına 19. Yüzyılda, onun temelinde yer alan iyimser ve rasyonel kabullere karşı çıkıp, tarihsel olayların kendisine doğru yöneldiği bir amacın bulunduğu fikrinin kanıtlanmış bir doğru değil de, bir inanç olduğunu savunan Arthur Schopenhauer’la, 20. yüzyılda aşağı yukarı aynı gerekçelerle Karl Popper tarafından karşı çıkılmıştır.

Söz konusu pozitivist tarih anlayışına spekülatif tarih felsefesi geleneği içinden Vico ve Herder tarafından da itiraz edilmiştir. Örneğin Vico’ya göre tarihsel bilgi olgusal bilimlerdeki bilgilerden, yani insanın kendi eylemlerine, yaratılarıyla kurumlara ilişkin bilgi doğal dünyaya ilişkin gözlem ve araştırma yoluyla kazanılan bilgiden tümüyle farklıdır.  Vico, bir şeyi gerçekten ve tam olarak bilebilmek için o şeyi bir anlamda meydana getirme ya da yaratmanın kaçınılmazlığını savunmuştur. Buradan ona göre fizikçinin konu aldığı doğal gerçekliğin Tanrı’nın yaratısı olduğu ve dolayısıyla tam olarak yalnızca Tanrı tarafından bilinebildiği yerde, tarihin konusunu meydana getiren, uluslar dünyasının, insanın yaratısı olduğu için insan tarafından tam anlamıyla binebileceği sonucu çıkar.

Pozitivist  tarih ve toplum bilimi anlayışına karşı çıkmakla birlikte, ulusların ya da toplumların belirli evrelerden geçtiğini dile getiren döngüsel bir tarih anlayışı benimseyen Vico gibi Herder de insanın ilerlemeye açık bir varlık olduğu inancını benimsemiştir. Tarih felsefesinde Herder’den birçok noktada etkilenen Hegel ise toplumsal bütünlerin organik bir doğaya sahip bulunduklarını, farklı toplumsal dönemlerin mukayese edilemez olduklarını öne sürerken, tarihin hareketini dinamik bir açıdan diyalektik yoluyla açıklamıştır. Hegel’in yöntemini alarak maddeci bir tarih görüşü benimseyen Marks ise tarihin içsel dinamiğinin üretim araçlarındaki değişimlerden kaynaklanan çatışmalarda yattığını öne sürmüştür.

Hegel ve Marks’ınki türünden büyük ölçekli spekülatif şemalara alternatif olarak ortaya çıkan eleştirel yaklaşım ise tarih felsefesinin görevinin, tarihsel bilgi ve kavrayışın kendine özgü karakterini ortaya çıkarmak olduğunu öne sürmüştür. Bu çerçeve içinde örneğin Dilthey ve Croce gibi düşünürler tarihin akışının, her şeyi kucaklayan teolojik ya da sözde bilimsel sistemlerin yokluğunda, kabul edilemez gibi görünen anlamsız bir kaos oluşturduğunu savunmuştur.




Tarih, onlara göre salt tarihçinin onu anlaşılabilir hale getirmesi anlamında anlaşılabilir olan bir şeydir; tarihten bekleyebileceğiniz tek anlaşılabilirlik türü budur. Bundan dolayı tarih felsefesine düşen, tarihsel bilgiyi mümkün kılan koşulları, tarihe ilişkin araştırmaların temelinde yer alan ilke ve önkabulleri gözler önüne serip, onlara ilişkin olarak sağlam bir kavrayışa ulaşmaktır. İşte eleştirel yaklaşım içinde Dilthey ve Vico tarafından oluşturulan bu temelden hareket eden ünlü İngiliz filozofu Collingwood 20. yüzyılda tarih felsefesini yeni bir yörüngeye sokmuştur. Onun izinden giden çağdaş tarih felsefecileri, tarihsel düşünce ve betimleme de çok önemli bir rol oynayan kavram ve terimleri analiz ederek, anlamlarını gözler önüne sermeye çalışmışlar; tarihçilerin geçmişi çağlara bölme ve sınıflama tarzlarını, yorumlamalarını temellendirme biçimlerini ve sundukları açıklamanın mantıksal yapısını tartışma faaliyeti içinde olmuşlardır.

Yorum yaz

Kategoriler
E-Mail Aboneliği

E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz.