3. Ünite: Öğrenme. Bellek ve Düşünme

/ 15 Nisan 2022 / / yorumsuz

İçindekiler

3. Ünite: Öğrenme. Bellek ve Düşünme

Öğrenme ve Öğrenme Yolları

Öğrenme Nedir? Her davranış değişikliği bir öğrenme midir?

Tekrar, yaşantılar ve bilgilenmeye dayalı olarak davranışlarda oldukça kalıcı bir değişiklik meydana gelmesidir.

Öğrenmeden söz edebilmemiz için:

  • Davranışta bir değişiklik meydana gelmeli
  • Tekrar, yaşantı veya bilgilenmeye dayanmalı
  • Kalıcılık göstermeli

Öğrenmenin Özellikleri

  • Öğrenme yalnızca bilgilenme değildir:

Yalnızca bilgilenme değil, duyguları ifade etme, beceriler v.b. Öğrenilir.

  • Olgunlaşma öğrenme için gereklidir, ancak olgunlaşmaya dayalı davranışlar öğrenme değildir:

Örneğin, cinsellikle ve annelik davranışları olgunlaşma ile ortaya çıkar öğrenilmez. Ancak yeterince olgunlaşmayan hiçbir kimse iyi bir anne ya da iyi bir baba olmayı öğrenemez. Bacak kasları yeterince olgunlaşmayan çocuk bisiklete binmeyi öğrenemez.

  • Öğrenme olumlu da olabilir, olumsuz da olabilir:

Olumsuz davranışlar da öğrenme yoluyla edinilir. Örneğin, sigara kullanma, taklit yoluyla öğrenilir.

  • İnsanın tüm davranışları öğrenmeye dayalı değildir:

Örneğin: Refleksler ve homeostatis davranışları…

  • Hayvanlar da bazı davranışları öğrenebilir:

Örneğin: Bir köpeğin eğitimle kazandığı davranışlar…

Öğrenme Yolları

1.Şartlanma (Koşullanma) Yoluyla Öğrenme:

İnsan ve hayvanların önceden tepkide bulunmadıkları bir uyarıcıya çeşitli şartlar sonucunda tepkide bulunmaya başlamasına şartlanma (koşullanma) yoluyla öğrenme denir.

  1. Klasik Koşullanma (Şartlı Refleks)

İ. Pavlov tarafından belirlenen bir öğrenme yoludur.

Organizmanın doğal bir uyarıcıya gösterdiği doğal tepkiyi onun yerine geçen yapay bir uyarıcıya da göstermeyi öğrenmesidir. Yani amaç en başta tepki verilmeyen bir nötr uyarıcıya (zil) doğal tepki verilmesini sağlamaktır. Klasik koşullanma bir yapay uyarıcıdan sonra doğal uyarıcının verilmesine ve bu olayın koşullanma gerçekleşinceye kadar tekrarlanmasına dayanır.

Klasik Koşullanmayla ilgili temel kavramlar:

Nötr uyarıcı:

Organizmanın başlangıçta herhangi bir tepki vermediği yapay uyarıcıdır. Deneyin öncesindeki (başlangıcındaki) zil sesi.

Koşulsuz (doğal) uyarıcı:

Organizmanın doğuştan getirdiği özellikleri nedeniyle bir koşula gerek kalmaksızın doğal tepki verdiği uyarıcıdır. Yani öğretilmemiş uyarıcıdır (su, yiyecek). Deneydeki et.

Koşullu (yapay) uyarıcı:

Organizmanın sonradan kazandığı özellikler nedeniyle bir koşula bağlı olarak tepki vermeyi öğrendiği uyarıcıdır. Yani öğretilmiş uyarıcıdır. Deney sonrasında zil sesi koşullu oldu.

Koşulsuz (doğal) tepki:

Organizmanın doğal uyarıcıya verdiği tepkidir (Sıcak ortamda terleme, soğukta titreme). Deneyde ete verilen salya tepkisi.

Koşullu (yapay) tepki:

Organizmanın koşullu uyarıcıya verdiği tepkidir. Belli bir şarta bağlı olarak verilen tepkidir. Zil sesine verilen salya tepkisi.

Pavlov’un Deneyi:

Köpeklerin doğal uyarıcı olan et karşısında doğal bir tepki olarak salya tepkisi gösterdiğini biliriz. Pavlov köpeğin bu salya tepkisini zil karşısında da göstermeyi öğretmeye çalışmıştır. Bu amaçla Pavlov köpeklere et vermeden önce zil uyarıcısı vermiştir. Köpekte doğal olarak hiçbir tepki oluşmamıştır. Daha sonraları, her et verilmesinden hemen önce, zil sesi uyarıcısı verilmiştir ve köpek salya tepkisi göstermiştir. Bu işlem 25-30 kere tekrarlanmıştır ve köpek bir süre sonra zil ile et arasında bir bağ kurmayı öğrenmiştir. Daha sonra köpeğe sadece zil sesi uyarıcısı verildiğinde köpek salya tepkisi gösterebilmiştir.

  1. Et (koşulsuz uyarıcı) → Salya tepkisi (koşulsuz tepki)
  2. Zil sesi (nötr uyarıcı) verilir → Tepki yoktur.
  3. Zil sesi ve hemen sonrasında et verilir ve işlem 25-30 kere tekrarlanır. → Salya tepkisi olur.
  4. Zil sesi (koşullu uyarıcı) → Salya tepki (koşullu tepki)

Bu deneyde zil sesi başlangıçta nötr uyarıcıdır. Yani önce tepki uyandırmaz. Koşullanmadan sonra zil sesi koşullu uyarıcı olur. Zil sesine karşı salya salgılanması ise koşullu tepkidir.

Yemek kokusunun açlık hissini uyarması, limonu gören birinin ağzının sulanması, sık sık tekrarlanan reklâmlar ile insanların koşullandırılması, insanlarda ortaya çıkan fobi, hobi, tutum, önyargı, batıl inançlar, öğrenilmiş çaresizlik gibi duygu, düşünce ve davranışların temelinde klasik koşullanma vardır. Bakınız: Öğrenilmiş çaresizlik nedir?

2. Edimsel Koşullanma (Operant Şartlanma)

Ödüle ulaştıran ve cezadan kurtaran bir davranışı öğrenmedir. F. Skinner tarafından ortaya konulmuştur.

Organizmanın rastlantısal nitelikteki davranışlarını pekiştirme yaparak biçimlendirme veya yönlendirme durumudur. İstenilen davranışta olumlu pekiştireç, istenmeyen davranışta ise olumsuz pekiştireç verilerek bu yönlendirme yapılır. Yani edimsel koşullanma, ödüle götüren ya da cezadan kurtaran bir davranışın koşullanma yoluyla öğrenilmesidir.

Skinner’in Deneyi:

Aç bırakılmış fare, koşullanma (Skinner) kutusuna koyulur. Fare kutuda serbestçe dolaşır ve çeşitli davranışlarda bulunur; nesnelere bakar, onları koklar, onlara dokunur. Farenin bu hareketleri rastlantısaldır ve çeşitlilik gösterir. Bu rastlantısal hareketlerinden birinde yiyecek kutusunun olduğu yere gelir, bu alanı kurcalar (deneme-yanılma öğrenme) ve davranışlarından biri pedalın itilmesine sağlar. Pedalı itme davranışı sonunda yiyecek (olumlu pekiştireç) kutuya düşer, fare böylece yiyeceğe ulaşır. Bu deney tekrarlanır ve her seferinde fare yiyeceğe daha kısa sürede ulaşmaktadır. Fare kısa sürede, pedala bastığında yiyecek almakta olduğunu öğrenir. Rastlantısal davranışlar ortadan kalkar. Fare kutuya konulduğunda derhal pedala basar ve yiyeceğini alır.

Sirk hayvanlarının çoğu hareketi öğrenmesi bu yolla olur. Örneğin atların kırbaç şaklatıldığında şaha kalmayı öğrenmesi…

Edimsel Koşullanma İle İlgili Kavramlar

Olumlu Pekiştireç:

İstenilen davranışın gerçekleşmesi için organizmaya verilen ‘ödül’dür.  Örneğin; fare pedala bastığında içeriye bir peynir düşmesi

Olumsuz Pekiştireç:

İstenilen davranışın ortaya çıkmasını sağlamak için olumlu uyarıcının ortamdan çekilmesine ‘olumsuz pekiştreç’ adı verilir. Bilgisayarla oynamaktan ders çalışamayan bir öğrencinin bilgisayarının elinden alınması, olumsuz pekiştirece örnek olarak gösterilebilir.

Ceza:

İstenmeyen davranışı azaltarak ya da yok ederek öğrenmeyi sağlar. Ancak burada organizmaya nahoş (itici) bir uyarıcı verdiği için olumsuz sonuçla karşılaşmak olası bir durumdur. Örneğin dersini çalışmayan bir öğrencinin dövülmesi ceza niteliği taşır.

Koşullanma İle İlgili Kavramlar

Genelleme:

– Köpeğin çan ve çıngırak sesine karşı da salya salgılaması

Ayırt Etme:

– Sadece zilden sonra salya salgılamaya devam edip diğerlerinden sonra salya salgılamayı bırakması

Sönme:

– Et vermeyi (pekiştirmeyi) kestikten bir süre sonra köpeğin salya salgılamayı (koşullu tepkiyi) kesmesi

Kendiliğinden geri gelme:

– Uzun süre sonra zil sesini duyduğunda salya salgılaması.

2. Model Alarak (Gözleyerek) Öğrenme

Bazı şeyleri öğrenirken çevremizdeki diğer insanları gözleyerek veya model alarak yaparız. Bu tür öğrenmelere model alarak öğrenme denir. Bu öğrenme, hem hayvanlarda hem de insanlar da görülür. Mesela; küçük bir kız çocuğu, annesini taklit ederek, kendi oyuncak bebeğini giydirmesi, uyutması, Papağanların da insanların konuşmalarını taklit ederek konuşması.

–Kişilik gelişimi ve sosyalleşme açısından önemlidir.

–Kişi kendisinden yaş, statü vb açılardan daha üstün olan kişileri taklit eder.

3. Bilişsel öğrenme:

Bilgiyi kaydetme ve farklı bir tarzda işlemeye başlamaya dayalı öğrenmedir. Daha teoriktir.

Biliş insanın dünyayı tanıma, anlama ve öğrenmeye yönelik gösterdiği tüm zihinsel etkinlikleridir. Bilişsel öğrenmenin diğer adı karmaşık öğrenmedir. En üst düzeydeki öğrenmedir. İnsan öğrenmelerinin çoğu bilişsel öğrenmedir.

Bilişsel öğrenme zihinde oluşur; zihinde yapılan işlemlemeleri (algılama, hatırlama, bellek, düşünme gibi) içerir. Bilişsel öğrenmede dıştan alınan uyarıcılar algılanır, önceki bilgilerle karşılaştırılır ve yeni bilgiler oluşturulur. Oluşturulan bu bilgiler belleğe depolanır. Bu sırada eski bilgilerde yeni anlamlar ve bağlar kazanır. Mesela; ders çalışırken yapılan öğrenme bilişsel öğrenmedir.

Örneğin: Okulda öğrendiklerinizi dershanede sınava dönük olarak hem tamamlar, hem de test mantığı ile nasıl kullanacağınızı öğrenirsiniz.

Aşağıdaki diğer öğrenme yolları Bilişsel Öğrenmenin birer çeşidi sayılabilir:

a. Farkında Olmadan Öğrenme

Tolman yaptığı araştırmalar sonucunda bazı öğrenmelerin istem dışı gerçekleştiğini kanıtlamıştır ve bu tür öğrenmelere “gizli (örtük) öğrenme” adını vermiştir. Bu öğrenme, öğrenmeye yönelik herhangi bir çaba sarf etmeden ve istek duymadan gerçekleşir. Çoğu zaman ihtiyaç anında davranışa dönüştüğü zaman öğrenmenin olduğu fark edilir.

Mesela; her gün dershaneye gidip gelirken çoğu iş yerlerini, yolları bu şekilde öğreniriz.

b) Yer (Mekân) Öğrenme:

Çevremizdeki eşyaların, nesnelerin yerlerinin zihnimizde bilişsel haritasını (sağ, sol, kuzey, güney, yukarıda, aşağıda, merkezde vb.) çizmektir. Mekânla ilgili ipuçlarından yola çıkılarak bu öğrenme yapılır. Mesela; evim caminin arkasında, Trabzon Türkiye’nin kuzeyinde gibi.

c. Kavrayış Yoluyla (Sezgisel-İçgörüsel) Öğrenme:

Bir sorunun çözümünü, zor bir durumdan çıkışı birden ve bütünsel bir kavrayışla bulmaya dayalı bir öğrenmedir.

Örnek: W.Köhler’in maymunu

Köhler’e göre öğrenmede öğrenen kişi, bütün durumu amaçlar arasındaki bağları algılamayı ya da mantıksal ilişkileri anlamayı içeren yeni bir şekilde görür. Köhler, İçgörüsel öğrenme konusunda maymunlarla çalışmalar yürütmüştür. Bu çalışmalardan en önemlisi Sultan isimli bir maymunla yaptığı çalışmadır. Köhler, maymunun en sevdiği yiyeceği maymunun bulunduğu kafesin hemen dışına koymuş ve mesafeyi bedeniyle uzanamayacağı bir mesafede bırakmıştır. Ancak kafes içinde maymunun birleştirerek uzatabileceği sopalar koymuştur. Sultan kafes dışındaki muza eliyle ulaşamayacağını anlayınca kafes içinde bulunan sopaları incelemiş ve uzun bir düşünme sürecinden sonra sopaları birbirine ekleyerek kafes dışındaki muza ulaşabilmiştir. Bir başka çalışmada başka bir maymunun yetişemeyeceği ve tırmanamayacağı bir şekilde muz kafesin üzerine bağlanmış ve içeriye de kutular konulmuştur. Maymun kutuları üst üste koyarak kutulara tırmanıp tavanda asılı olan muzu alabilmiştir.

İçgörüsel öğrenme de deneme-yanılma kuramında olduğu gibi çözüme ulaşmak için denemeler yapılıp sonuca ulaşılamadığı durumlarda yeni denemelere girişilmez. Aslolan problemin çözümü için deneme yanılma yoluna gitmeden zihinsel olarak problemin çözülüp çözümün uygulamaya geçirilmesidir.

İçgörüsel öğrenmede, öğrenme birdenbire meydana gelmiş gibi görünse de süreç aslında uzun bir düşünme, tüm uyarıcılar arasında bağlantıları kurma ve eyleme geçme aşamalarından oluşmaktadır.

Bu aşamalar;

* Problemin çözümü için gerekli olan tüm öğelerin görülmesi,

* Öğelerin arasındaki ilişkilerin kurulması ve yeni ilişkileri algılanması,

* Uzun süren bir problem çözme dönemi, başka bir ifadeyle uzun bir ön çözüm dönemi

* Problemin çözümlenmesi

İçgörüsel öğrenmede çözüm öncesi dönemden çözüme Geçiş uzun sürmekle birlikte çözüm genellikle ani ve hatasız olarak gerçekleşir. Elde edilen çözümler benzer problemlerin çözümünde de kullanılabilir.

ç. Motor (Psikomotor) Öğrenme:

Alet kullanma ve bedensel hareketleri öğrenmedir, tekrara dayalı otomatikleşme ve giderek kusursuzlaşma söz konusudur.

Daha çok becerilerin geliştirilmesine yönelik bir öğrenmedir. Bu öğrenme bir işin, davranışın nasıl daha iyi, hızlı, doğru ve hatasız yapılacağının öğrenilmesidir.

Mesela; Çatal kaşıkla yemek yemeyi öğrenmek, Daktilo de yazmayı öğrenme, otomobil kullanmayı öğrenmek, bir müzik aletini kullanmayı öğrenmek.

Psikomotor öğrenmede beden, kas, zihin ve yapılacak iş arasında bir eşgüdüm söz konusudur. Ancak, motor öğrenmelerde üzerinde daha çok durulan şey, davranışın yapılış tarzıdır. Motor öğrenme genellikle davranışın yapılmasındaki hız ve hatasızlıkla ölçülür. Mesela; daktilo sınavlarında hız değerlendirilirken hatalar da hesaba katılır.

Örneğin: Piyano çalma, daktilo kullanma, araba sürme, jimnastik hareketleri …

d. Deneme-Yanılma Yoluyla Öğrenme

Organizma yaşam süresince birçok problemle karşılaşır. Bu problemlerin çözümleriyle ilgili genelde hiçbir fikri de yoktur. Bu nedenle organizma, amaca ulaşmak için veya problemi çözmek için çeşitli davranışlarda bulunur. Bu davranışlardan çözümü sağlayan davranışların benimsenip çözümü sağlamayan davranışların ise terk edilmesiyle gerçekleşen öğrenmeye deneme-yanılma öğrenmesi denir. Hem koşullanma sürecinde hem de bilişsel öğrenme sürecinde deneme-yanılma süreci vardır.

Bu konuda ilk bilimsel çalışmayı Thorndike  fare deneyiyle yapmıştır.

Thorndike fare deneyinde;

  •  Aç bir fare bir labirente yerleştirilir.
  •  Labirentin diğer ucuna belirli bir miktarda peynir koyulur.
  •  Fare çeşitli yöntemler kullanarak peynire ulaşır.
  •  Aynı fare tekrar aynı labirente koyulduğu zaman daha kısa sürede peynire ulaştığı görülmüştür.

Bunun için deneme – yanılma yoluyla öğrenmede;

  •  Hedef, amaç ve problem bellidir.
  •  Güdülere yani amaca  yönelik bir davranış sergilenir.
  •  Bu denemeler sonucu bilgi kalıcı hale gelir.

Edison’un ampulü bulması, kilitli bir kapıyı birçok anahtar deneyerek açma, televizyon kumandasındaki tuşların işlevlerini çoğu kere deneme yanılma yoluyla öğreniriz.

Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler

I. Öğrenenle İlgili Faktörler

  1. Motivasyon(Güdülenme)
  2. Yaş
  3. Zeka
  4. Psikolojik durum ve kaygı
  5. Türe Özgü Hazır Olma
  6. Transfer
  7. Sosyokültürel etkenler

a) Motivasyon (güdülenme):

Öğrenmede istekli olmak demektir. Kişinin öğrenmeye hazır olması ve öğrenmeye ihtiyaç duymasıdır. Motivasyonu sağlamak veya artırmak amacıyla ödül ve ceza yöntemleri uygulanır. Aynı zamanda rekabet ortamıyla da motivasyon sağlanmaya çalışılır. Mesela; normalde İngilizce öğrenmeye ihtiyaç duymayan birisi, yabancı ülkeye gittiği zaman oranın dilini öğrenmeye çalışması gibi.

 

b) Yaş:

Öğrenme yeteneği 20 yaşa kadar artar, yaklaşık 50 yaşa kadar sabit kalır, ondan sonra düşmeye başlar. Yaşamın son dönemlerinde yeni şeyler öğrenmek iyice zorlaşır.
c) Olgunlaşma: Öğrenme için zorunlu faktördür. Organizmanın bir öğrenebilme yapabilmesi için, o öğrenmenin gerektirdiği olgunluk düzeyine sahip olması gerekir. Mesela; 6 aylık bebeğe yazı yazmayı veya bisiklet kullanmayı öğretemeyiz.

ç) Zekâ:

Zekâ derecesi ile öğrenme doğru orantılıdır. Zekâ derecesi artıkça öğrenmede artar.
d) Genel uyarılmışlık hali: Öğrenme için organizmanın normal düzeyde uyarılmaya ihtiyacı vardır. Aşırı ve yetersiz uyarılma düzeyleri öğrenme için olumsuzdur. Mesela; yatakta ders çalışmak gibi gevşetici eğilim öğrenmeyi engelleyici bir durumdur. Çünkü böyle bir durumda uyarılma düzeyi düşüktür.

e) Psikolojik durum:

Kişinin duyguları, heyecanı, korkuları, kaygıları öğrenmeyi etkiler. Öğrenme için belli oranda kaygı gereklidir. Aşırı ve yetersiz kaygı ise öğrenmeyi olumsuz etkiler.

f) Türe özgü hazır oluş:

Kişinin fizyolojik durumu, genetik donanımı öğrenebilecek konu veya davranışa uygun olmalıdır. Mesela; bir insana uçmayı öğretemeyiz. Görmeyen birine atıcılığı öğretemeyiz.

g) Transfer:

Önceki öğrenilenlerin yeni öğrenilenleri olumlu ya da olumsuz yönde etkilemesine transfer denir. Transfer şu kurala göre gerçekleşir:

1.İki öğrenme alanı (eski bilgilerle yeni öğrenilecekler) içerik, teknik ve ilke bakımından birbirine benzerse olumlu transfer;

2.Çelişir veya çatışırsa negatif transfer olur.

Transfer olumlu ve olumsuz diye ikiye ayrılır.

– Olumlu (Pozitif) transfer:

Önceden öğrenilen bilgilerin yeni bilgiler öğrenilmesini kolaylaştırması durumudur. Öğrenilen davranışlar daha önce öğrenilmiş olana benziyorsa olumlu aktarma gerçekleşir. Mesela; bisiklet sürmesini bilen birisinin motosikleti kullanmayı daha kolay öğrenmesi gibi.

– Olumsuz (Negatif) transfer:

Önceden öğrenilen bilgilerin yeni bilgiler öğrenilmesini zorlaştırmasıdır. Öğrenilen davranışlar daha önce öğrenilmiş olandan farklıysa olumsuz aktarma gerçekleşir. Mesela; direksiyonu soldan olan arabaları uzun süre kullanan birisi, direksiyonu sağdan olan arabayı kullanırken zorlanması veya Q klavye kullanan birisinin, F klavye kullanmakta zorlanması gibi.

h) Sosyokültürel etkenler:

Sosyal etkiler sonunda bireyler şemalar ve tutumlar oluşturur. İnsanın neyi öğrenebileceğini, bütün bu sosyal öğrenmeler de etkiler.

Öğrenmeyi olumsuz etkileyen ve bazı kültürlerde daha fazla görülen bir davranış örüntüsü vardır: öğrenilmiş çaresizlik. Öğrenilmiş çaresizlikte, bazen birey ne kadar çaba harcarsa harcasın sonucu değiştiremeyeceğini düşünür ve artık çaba harcamaz.

II. Öğrenme Yöntemleri İle İlgili Faktörler

a) Aralıklı veya toplu öğrenme:

Öğrenmeyi zamana yayarak kısa çalışma süreleri ile öğrenmeyi yapmak aralıklı öğrenmedir. Mesela; 50 dakika ders çalışıp 10 dakika dinlenerek yapılan çalışma aralıklı öğrenmedir.
Çalışma süresince hiç ara vermeden, dinlenmeden yapılan çalışma ise toplu öğrenmedir. Mesela; son gün sınava hazırlanma veya 3–4 saat aralıksız ders çalışma gibi.
Yapılan araştırmalarda uzun vadede aralıklı öğrenmenin toplu öğrenmeye göre daha iyi sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Çünkü toplu çalışmada öğrenilen bilgiler kısa sürede unutulmaktadır. Uzun süreli ve kalıcı bir öğrenme için aralıklı öğrenme daha etkilidir. Toplu çalışma kısa vadede daha avantajlıdır.

b) Bütün halinde veya parçalara bölerek öğrenme:

Öğrenilen konunun tümünün bütün olarak öğrenilmesine bütün öğrenme denir. Öğrenilen konuyu bölümlere ayırarak, her bölümü tek tek öğrenmeye de parçalara bölerek öğrenme denir.
Öğrenilecek konu zor, uzun, anlamsız ve soyut ise parçalara bölerek öğrenme, öğrenilecek konu kolay, kısa, anlamlı ise bütün halinde öğrenme daha avantajlıdır.

c) Sonucun bilinmesi (geri bildirim, dönüt verme):

Öğrenmeyi yapan kişi, konuyu ne derece öğrendiğini bilirse öğrenmesinin derecesi artar. Sonuçların bildirilmesi, hataların görülüp düzeltilmesi imkânı verdiğinden öğrenmeyi olumlu etkilemektedir. Mesela; öğretilen konularla ilgili yapılan sınavların cevaplarının verilmesi.

ç) Okuma, özetleme, anlatma, uygulama:

Okuma tek başına öğrenmede yetersizdir. Okunanların özetinin çıkarılması öğrenmeyi kolaylaştırır. Ayrıca kişinin aktif olduğu anlatma ve uygulama etkinlikleri ile daha kalıcı bir öğrenme gerçekleştirilebilir.

d) Tekrar:

Öğrenme sonrası yapılan tekrarlar pekiştirmeyi sağlar. Tekrar hafızayı güçlendirir. Fakat aşırı tekrar motivasyonu düşürür.

e) Programlı öğrenme ve öğretme makineleri:

Öğretme araçları kullanılarak gerçekleştirilen yöntemdir. Programlı öğretimde öğretim makinelerinden yararlanılmaktadır.

III. Öğrenilecek Konu (Malzeme) İle İlgili Faktörler

a) Öğrencinin gelişim seviyesine uygunluk:

Öğrenilecek konu (malzeme) öğrenenin beden ve zihin gelişimine uygun olması gerekir.

b) Öğrenilecek konu ilgi çekici olması:

Konu öğrenenin ilgisini çekiyorsa ve ihtiyacını karşılıyorsa daha kolay öğrenme olur.

c) Konunun anlamlı, somut ve kısa olması:

Konu kısa, somut ve anlamlı olursa daha kolay öğrenme olur. Soyut, uzun ve anlamsız konular ise daha zor öğrenebilir.

ç) Konuya yatkınlık ve aşinalık:

Öğrenilecek konuya önceden çalışmak, bir ön hazırlık yapmak konunun daha iyi öğrenilmesini sağlar.

d) Çağrışımsal anlam:

Bir malzeme kişide ne kadar çok şeyi çağrıştırıyorsa o kadar kolay öğrenilir. Bireye bir şey ifade etmeyen, bir şey çağrıştırmayan öğrenme malzemesinin öğrenilmesi daha zor olur. Çağrışım benzerlik, zıtlık, ardışıklık, zamanda ve mekânda yakınlık ilkeleriyle yapılır. Mesela; et dendiğinde inek, koyun, yemek gibi kelimeler çağrışım yapar.

e) Kavramsal benzerlikler (gruplama):

Öğrenilen malzemedeki kavramların benzerliğe göre sınıflanması, öğrenmeyi kolaylaştırır.

f) Algısal Ayırt Edilebilirlik:

Diğerlerinden farklı olan, kolayca ayırt edilebilen malzemeler daha kolay öğrenilir. Etrafındaki diğer uyarıcılardan ayırt edilemeyen bir uyarıcının öğrenilmesi zor olacaktır. Mesela; öğretmenler bazı konuları diğerlerinden ayırt etmek için konunun önemli olduğunu, sınavda çıkabileceğini söyleyerek o öğrenme malzemesini diğerlerinden ayırır. Veya öğrenilecek metindeki bazı cümlelerin diğerlerinden farklı olarak “renkli, koyu, başka yazı karakterinde” yazılması da algısal ayırt edilebilirliğe örnektir.

* Öğrenmenin Yapıldığı Ortam

a) Fiziki ortam:

Öğrenmenin yapıldığı ortamın ısı, ışık gürültü gibi özellikler bakımdan normal olması gerekir. Mesela; çok soğuk, sıcak veya çok gürültülü bir ortamda öğrenme zor gerçekleştirilir.

b) Sosyal ortam:

Öğrenciyi ders çalışmaktan uzaklaştıracak uyaranlar olmamalıdır. Mesela; arkadaş çevresi, aile ortamı, kültür, ekonomik şartlar bu sosyal faktörlerdendir.

Hafıza, Hatırlama ve Unutma

Hafıza (Bellek):

Bilgi, anı ve yaşantıları zihinde saklama, işleme ve gerektiğinde yeniden canlandırma işlevlerini yerine getiren yetidir.

Hafıza, bu işlevleri üç adımda gerçekleştirir:

1.Kodlama: Belleğe alma (her duyduğumuzu ve gördüğümüzü belleğe almıyoruz, ancak dikkatimizi çeken, dikkatimizi yoğunlaştırdığımız şeyleri kodluyoruz ve belleğe atıyoruz).

2.Depolama: Bellekte saklama (anı, yaşantı ya da bilgileri ilgili oldukları şeye veya önem derecesine göre belleğe yerleştirir ve kaydederiz).

3.Geri getirme: Hatırlama (gerektiğinde o yaşantı veya bilgiyi tekrar zihinde canlandırırız).

Hafıza (bellek) nın üç çeşidi:

– Duyumsal bellek

– Kısa süreli bellek

– Uzun süreli bellek

Hatırlama:

Saklana bilgilerin gerektiğinde zihinde yeniden canlandırılmasıdır.

Hatırlamanın özel bir şekli de çağrışımdır.

Çağrışım:

Algılanılan, karşılaşılan bir uyarıcının onunla ilgili başka uyarıcıları bilinç düzeyine getirerek hatırlatması olayıdır. Çağrışım ikiye ayrılır:

-Serbest çağrışım:

Herhangi bir sınırlandırma olmasızın yapılan çağrışımdır. Örnek: Futbol takımı – Arda – Barcelona – İspanya – Franko…

Güdümlü çağrışım:

Belli bir özellikle sınırlandırılmış olan çağrışımdır. Örneğin, Türkiye Süper Ligi’nde oynayan futbol takımları.

Çağrışım ilkeleri:

Benzerlik:

  Sarı – Lacivertin Fenerbahçe ve Ankara Gücü’nü hatırlatması…

Karşıtlık:

  Akın karayı, iyinin kötüyü çağrıştırması gibi…

Zamanda yakınlık:

İlkbahardan sonra yazın gelmesi…

Mekanda yakınlık:

  Ocağın fırını, buzdolabının başka mutfak aletlerini hatırlatması gibi…

Unutma

Gerektiği durumda bir anı, bilgi veya yaşantının tekrar zihinde canlandırılamamasıdır.

Unutmanın sebepleri:

a. Kullanılmama Yüzünden Unutma

b. Anıların Sistemli Biçimde Bozulması

c. Ket Vurma yoluyla Unutma

Ket vurma farklı zamanlarda edinilen, bilgi veya yaşantıların birbiri üzerinde bozucu etki göstererek unutmaya yol açmasıdır. İki şekilde gerçekleştir:

1. İleriye Ket Vurma:

Eskiden (önceden) edinilen bilgi veya yaşantının yeni olanı unutturmasıdır. Örneğin: Önceden öğrenilen Matematiksel bir işlemin, yeni öğrenileni unutturması. Üniversiteye başlayan öğrenciye öğrenci numarası sorulduğunda Lisedeki okul numaranı söylemesi.

2. Geriye Ket Vurma:

Yeni bilginin eski bilgiyi unutturmasıdır. Örneğin, yeni edindiğiniz hattın numarasını öğrendikten sonra eski numaramızı unutmamız gibi.

d. Motivasyonlu Unutma:

Bireyde kaygı ve rahatsızlık yandıran anı ve yaşantıların bilinçaltına bastırılması. (Bastırma savunma mekanizması ile aynı şeydir)

e. Diğer sebepler:

Organik nedenler, amnezi, alkol, uyuşturucuya bağlı sinir sistemi harabiyetleri, travma vb…

Unutma ile ilgili bilgiler:

  • Mutlak unutma yoktur.
  • Yeni öğrenilenlerden eskiye doğru gerçekleşir.
  • Anlamlı ve somut ve ahenkli materyaller daha geç unutulur.
  • Başlangıçta daha hızlıdır, giderek yavaşlar. (Ebinghause)

Unutma Eğrisi ve Öğrendiklerinizi Unutmamanın Yolu

Unutma eğrisi bellekte tutmanın zamanla azalmasını ifade eden grafiktir. Bu eğri, bilginin akılda tutulmasına yönelik girişim yoksa nasıl yok olacağını gösterir. Hafızanın gücü bununla ilgili bir kavramdır ve belleğin  beyindeki  sağlamlığını ifade eder. Daha güçlü hafıza, bir kişinin daha uzun süre hatırlaması demektir. Unutma eğrisinin tipik grafiği insanların öğrenilen malzemeyi tekrar etmezlerse yeni öğrendikleri bilgileri saatler ve günler içinde nasıl unuttuklarını anlatır. Unutma eğrisi unutmanın sebeplerinden birisi olan geçiciliği doğrular. Bu da unutmanın zaman geçtikçe gerçekleşmesidir.

Hermann Ebbinghaus unutmanın eksponansiyel (*) doğasına yönelik olan bu varsayımı 1885 yılında ortaya atmıştır. Aşağıdaki formül düşüncesini kabaca tarif etmektedir.


(*) Eksponansiyel: “Üstel” anlamındadır. Yani eksponansiyel artış dendiğinde, değişimin yani artışın tandansının bir üstel fonksiyona bağlı olduğu anlaşılır. Örneğin sabit ivmeyle hareket eden bir cismin hız artışı lineer, konum değişimi ise eksponansiyeldir. Eksponansiyel fonksiyonlar e nin kuvveti şeklinde gösterililer.


 bellekte tutma,  belleğin göreli kuvvetli ve  zamandır.

Unutma Eğrisi Nedir?

Ebbinghaus’ Forgetting Curve yada basitçe Unutma Eğrisi, bilgiyi hafızada canlı tutmak için çalışmadığınızda onun zamanla nasıl kaybolduğunu gösterir.

19. yüzyılın sonlarında, Alman psikolog Hermann Ebbinghaus unutma eğrisini ortaya koyduğu çalışmada anlamsız heceleri ezberlettiği denekler üzerinde belirli periyotlarla (aynı günün farklı saatlerinde, ilerleyen günlerde, haftalarda ve aylarda) testler uygulayarak bu eğriye ulaşmıştır.


Ebbinghaus ezberlediği bir kelime listesinin ne kadarını hatırlayacağını test ederek başlamıştır. Ardından çağrışım unsurunu ortadan kaldırmak için sesli – sessiz – sesli biçiminde 2300 tane 3 harfli (ZUC – QAX gibi) anlamsız heceyaratmıştır. Listeler halinde grupladığı bu hecelerin her birine saniyenin küçük bir bölümü bakmış ve listeye 2. Kez göz atmadan önce 15 saniye beklemiştir. Bu işlemi tüm seriyi hızla tekrarlayabilene kadar sürdürmüştür. Farklı uzunlukta listeler ve farklı öğrenme aralıkları deneyerek öğrenme ve unutma hızlarını not etmiştir.

Araştırmada anlamsız hecelerden oluşan bir liste kusursuz bir şekilde iki kez tekrarlandığında, yani tam öğrenme olduğu belirlendikten sonra, bir zaman aralığı konmuştur. Kusursuz hatırlama için ilk denemede 1000 saniye kullanılmışken, ikinci denemede 600 saniye kullanılmış, 400 saniye tasarruf edilmiştir. Bu süre, bellekte tutulan malzemenin miktarının bir göstergesidir. Bu yönden tam bir öğrenme için çok elverişlidir. Daha önceden bir malzemeyi gören, öğrenen kişi ikinci kez aynı malzemeyi öğrenmesi gerektiğinde daha kısa sürede yeniden öğrenebilmektedir.  Ebbinghaus, öğrenme ve yeniden öğrenme arasında yirmi dakikadan otuz bir güne kadar değişen çeşitli zaman aralıklarını kullanarak araştırmalarını sürdürmüştür. Ebbinghaus bu araştırmaları sırasında bir unutma eğrisi oluşturmuştur.


 

Ebbinghaus aslında zamanla oluşan hafıza kaybının doğasını keşfetti. Grafik, bir şeyi ilk kez öğrendiğinizde, bilgi eksponansiyel bir oranda kayboluyor. Örneğin; çoğu kaybı ilk gün ve izleyen birkaç günde yaşarsınız, sonra kaybolma oranı azalır.

Eddinghaus hafızadaki eksponansiyel düşüşü keşfettikten sonra ona katkıda bulunan faktörleri belirleyebilirdi. Saklama seviyesi bir takım şeylere bağlı:

Hafızanın Gücü

İnsanlar, güçlü anılarını zayıf olanlardan daha uzun süreli periyotlar için anımsayabilirler. Eğitimde bunun anlamına gelince, öğrenme içeriği yüksek derecede her bir öğrencinin ilgi ve ihtiyaçlarına uygun olmalı ve anlamlı olmalıdır.

Bilgi Öğrenildiğinden İtibaren Geçen Zaman

Bir eğitim bağlamında, unutma eğrisi öğrencilerin ilk ayda öğrendiklerinin ortalama %90’ını unutacağını gösterir. (Bu nedenle eğitim programları genellikle umulan kalıcı etkiyi oluşturmaz.)

Şimdi, hafızanın nasıl çalıştığını biliyoruz, artık, öğrendiklerimizi daha iyi hatırlayabilmek ve daha az unutmak için bir şeyler yapabiliriz! Ebbinghaus Unutma Eğrisi, öğrendikten sonraki bir saat içinde öğrendiklerimizin yaklaşık yarısını unuttuğumuzu gösteriyor. Bir hafta sonra, yalnızca %20’lik bir bölümü hatırlıyoruz.

Eğitimi Düzenli Olarak Pekiştirmek

Ebbinghaus, bilgiyi zaten bildiğiniz şeylerin üzerine inşa ettiğinizde geri çağrışının daha kolay olduğunu keşfetti. Eğitiminizi her takviye edişinizde düşüş oranı da azalır. Sık yapılan eğitim müdahaleleri, bilgiyi sağlamlaştırmaya yardımcı olur.

Açıklığı Geliştirin

En başta, özümsenecek bilgileri kolaylaştırın. Eğer, bir rapor yada makaleden herhangi bir şey öğrenirseniz, anlamını unutmak daha kolaydır yada tamamen kaybolması. Bilginizi bir diagram üzerinde sunmayı deneyin yada öğrenme nesnelerini tanımlayan bir video oluşturun.

Daha Bağlantılı Hale Getirin

Hazır yapılmış bir öğrenme kaynağı, özel yapılmış bir öğrenme kaynağıyla aynı etkiyi yaratmaz. Oluşturduğunuz eğitimin her kısmında, organizasyonunuzun temel amacını asla unutmayın – ki buna Epik Anlam diyoruz. Bu, iki şekilde çalışır: eğitim ne kadar alakalıysa, hatırlamak da o derecede daha kolaydır ve ortak odak, sürekli olarak  işiniz için önemli olan davranışları yüreklendirir.

Daha Etkileşimli/İnteraktif Hale Getirin

İnsanlar, pasif gözlemci olmaktansa aktif olarak yer aldıklarında daha iyi öğrenirler. Eğer, öğrencilerinize içerikle etkileşime girmeleri için bir fırsat vermezseniz, muhtemelen yavaşça içleri geçecek ve konsantrasyonu kaybedecekler. Öğrenmeye dayalı oynanabilirlik elementleri eklemek(oyunlaştırma), öğrenciyi eğitimde aktif tutmanın harika bir yoludur ve gerçekten, eğitimden zevk bile alabilirler.

Daha iyi hatırlama için 12 altın yol:

1. Neyi öğrendiğinizi anlamaya çalışın. Anladığınız şeyler 9 kat daha hızlı ezberlenir.

2. En gerekli bilgiyi öğrenin. Önceliklerinizi doğru bir şekilde ayarlamanız gerekir.

3. Bunu göz önünde bulundurun: En çok, başta ve sonda olan şeyler ezberlenir. (Seri Konum Etkisi)

4. Dikkatinizi bir konudan diğerine verin. Unutmayın ki benzer anılar karışıktır ve birbirleri ile karışmaları mümkündür.

5. Karşıt şeyleri öğrenin. Örneğin, yabancı bir dil öğreniyorsanız, gece gündüz ezberleyin. Karşıt bilgilerin ezberlenmesi daha kolaydır.

6. Kendi “zihin sarayınızı” oluşturun. Fikir, belirli şeyleri belirli bir yerle ilişkilendirmektir. Örneğin, odanızdaysanız, öğrendiğiniz bir şeyi odanızla ilişkilendirmeyi deneyin. Bunu birkaç kez tekrarlayın. Bundan sonra, odanın hafızanızda ne gibi görüneceğini hatırlayın ve tekrarlamayı sürdürün.

7. ‘Çivi’ kelimeleri kullanın. Tekniğin amacı, öğrenilen bir şeyi, bir başkasına çivilemektir. Böylece çiviyi düşündüğünüzde, otomatik olarak diğer şeyi hatırlarsınız.

8. Yeni kelimeleri zaten bildiğiniz kelimelerle ilişkilendirin. Bir dil öğreniyorsanız, bildiklerinize dayanarak yeni şeyler ezberleyebilirsiniz.

9. Hikaye yaratın. Belli bir sırada birçok bilgiyi ezberlemeniz gerekiyorsa, parçaları hikaye içine almaya çalışın. Parçaların bir takım şekillerle birbirine bağlı olması önemlidir.

10. Bir ses kaydedici kullanın. Öğrenmekte olduğunuz bilgileri kaydedin ve kaydı birkaç kez dinleyin. Bu yöntem, sesli bilgileri daha iyi ezberleyen insanlar için en iyi sonucu verir.

11. Görselleştirin. Öğrenirken vücut dili kullanın. Bu, kas belleğinizi tetiklemenize yardımcı olacaktır.

12. Sadece en işe yarar materyalleri seçin. Eski kitapları ve öğrenme yöntemlerini kullanmayın. Kitaplar yazıldığından beri çok şey değişmiş olabilir.

Düşünme, Dil ve Problem Çözme

Düşünme ve düşünme ile ilgili kavramlar

Düşünme:

İnsanın, olayların ve nesnelerin yerini tutan imgeler, kavramlar ve kategoriler aracılığıyla, akıl yürütme yapması ve problem çözmesidir.

İmgeler:

Bazı bilgiler kelimelerle (sözel) temsil edilemez, bunlar KSB ve USB’de imgesel/görsel (analojik) olarak şifrelenir. Mesela; bir tabloyu değerlendirirken veya alacağınız iki kazaktan hangisinin daha güzel olduğunu düşünürken imgeleri kullanırsınız. Bu imgeler aslının tam bir kopyası değildir. Bazı kişilerde ise aşırı ayrıntılı imgeleme yapma yeteneği vardır. Buna fotoğrafsı bellek denir.

Kavramlar:


Pek çok düşünme soyutlamaları içerir. Soyut düşünmedeki simgeler, kavramlardır. Kavramlar nesne ve olayların ortak ve genel özelliklerini temsil eder. Kavramlar, bir uyarıcı durumunun belli bir özelliğinin (veya birkaç özelliğinin) soyutlanmasıyla elde edilir. Mesela; öğrenci, kedi, kalem, kitap vb. birer kavramdır.

Kategoriler:

Bir kavramın özellikleri bir sınıfı, kategoriyi tanımlar. Mesela; USB bir kategoriye işaret eder. Kategoriler genelden özele doğru sıralanabilir. Bu sayede örgütlenmiş yapılar ortaya çıkar. Mesela; Bellek açık ve örtük diye ikiye ayrı kategoride ele alınıyor, sonra açık bellekte anısal ve anlamsal bellek diye iki kategoriye ayrılıyor.

Kategoriler düşünmede ekonomiklik sağlar. Mesela; belleğin genel özelliklerini bildiğimizde, onun altına giren tüm kategorilerde de bu özelliklerin olduğunu otomatik bilmiş oluyoruz. Geriye de o kategorilerin her birine ait özel özelliklerin bilinmesi kalıyor. Ayrıca kavramlar ve kategoriler zamandan tasarruf sağlar, olaylara bir düzen getirir.

Dil ve İletişim

Dil, insanların düşüncelerini, duygularını, istek ve arzularını aktaran bir araçtır. Dilin temel amacı insanlar arası iletişimi sağlamaktır. Yani dil iletişimin olmazsa olmazıdır. Dil sözlü de olabilir yazılı da olabilir. Ayrıca dil olarak çok çeşitli sistemler de kullanılabilmektedir. Mesela; jest ve mimikler, ıslık sesleri, davul sesleri, işitme engellilerin kullandığı işaret dili.

Bilişsel süreçlerin oluşmasında dil kullanılır; yani uyarıcıların sözel olarak şifrelendiği tüm bilişsel süreçler, nesne, kavram ve kategoriler dil ile simgelenir. Buna göre KSB’deki tekrarlayıcı temrin, özümseyici temrin, KSB deposu, USB depoları ve anlamsal bellekteki bilgiler kelimelerle temsil edilir.

Dil, duygularımızı ve davranışlarımızı etkiler. Her dilin kendine özgü sembolleri, sözcükleri ve kuralları vardır. Yani dildeki bu semboller ve sözcükler toplumdan topluma değişir ve ayrıca zamandan zamana da değişir.

Dil düşünme için şart değildir. Fakat dil ile düşünme birbirini tamamlar. Düşünme dili geliştirir ve dile nitelik kazandırır. Dil ile düşüncelerimizi başkalarıyla paylaşır ve bu düşüncelerimizi somutlaştırabiliriz (şiir, roman).

Düşünme, Dil ve Problem Çözme Konu Testi

Düşünme çeşitleri

1. Çağrışımlı düşünme:

Daha önce algılanan bir uyarıcı hatırlanınca, buna bağlı olarak başka bir izin hatırlanmasıdır. Benzerlik, zıtlık, ardışıklık, zamanda ve mekânda yakınlık gibi faktörlerin etkisiyle çağrışım gerçekleştirilir. Çağrışım serbest ve güdümlü çağrışım diye ikiye ayrılır.

a) Serbest çağrışımlı düşünme:

Bir sembolün, kendisiyle ilgili herhangi bir sembolü hatırlatmasıdır. Bu düşünme amaçsızdır. Kasıtlı bir hatırlama yoktur. Hatırladığımız film bize benzerlerini, bazı kişileri ve hatta bazı olayları düşündürebilir.

b) Güdümlü çağrışımlı düşünme:

Çağrışımların belli bir yönde, plan dâhilinde düzenlenmesi olayıdır. Düşünmenin konusu bellidir. Mesela; bizden şehir isimleri saymamız istenirse, o an ki çağrışımlarımız sadece şehirlere ait olur.


Felsefi bir düşünme çeşidi olarak eleştirel düşünme

Eleştirel düşünme nedir, ne işe yarar, özellikleri nelerdir?


2. Yaratıcı düşünme:

Varlıklar ve olaylar arasında farklı, yeni ve orijinal ilişkiler kurma ve çözüm üretme esasına dayanan düşünmedir. Bu düşünmede bilgi birikimi ve deneyim önemlidir. Bilimlerde, güzel sanatlarda ve artistik faaliyetlerde bu düşünme önemli rol oynar.

Yaratıcı kişilerin özellikleri ise şöyledir:

Zekâ düzeyleri yüksektir. Yüksek motivasyona sahiptir. Kararlı, çalışkan, hırslıdır ve başladığı işi yılmadan sürdürür. Anlayışlı, hükümlerinde bağımsız, yeni deneyimlere açık, şüpheci, kavrayışlı insanlardır.

Yaratıcı düşünmeyi engelleyen faktörler ise şunlardır:

Duygusal engeller, kültürel engeller (toplumdaki değerler, görenekler), algısal engeller (algılamayla oluşan şartlanmalar) ve geçmiş deneyimlerin etkisi (zihinsel kurulum ve işleve takılma)

Zihinsel kurulum:

Problemlerin hep aynı davranış kalıplarıyla, yöntemlerle, alışkanlıklarla çözmeye çalışmaktır.

İşleve takılma:

Nesneleri alışılagelen işlevleri dışında kullanmamaktır. Mesela; bıçak kesmek için yapılmıştır. Birçok insan bıçağı tornavida ya da gazoz açacağı olarak düşünemez.

3. İrdeleme ve Karar verme:

İrdeleme sözel simgelerin yani konuşulan dilin kullanıldığı ve bazı kuralların uygulandığı düşünme biçimidir. Bu düşünmeyi diğer düşünme çeşitlerinden ayıran yönü, irdelemenin mantık kurallarına göre işlemesidir. Bu nedenle semboller birbirini mantıklı bir sıra içinde izler. Doğruyu yanlıştan ayırma, doğruluğunu ispat etme, yanlışlığını eleştirme esasına dayanır. Akıl yürütmeler bu tip düşünmedir. Akıl yürütme çeşitleri tümevarım, tümdengelim ve analojidir.

D. PROBLEM ÇÖZME

Bilgilerin amaca ulaşmak için kullanılması, karşılaşılan sorunları, engelleri aşma sürecidir.

Problem çözme yolları şunlardır:

1. Öfke ve saldırganlık
2. Deneme ve yanılma
3. Mekanik çözüm (ezberci çözüm)
4. Düşünerek problem çözme

1. Öfke ve saldırganlık:

Bu problem çözümü çok da uygun bir problem çözme stratejisi değildir, çünkü çözümden çok, başka problemlere de yol açabilir. Bu stratejiyi daha çok bebekler, küçük çocuklar ve hayvanlar kullanır.

2. Deneme ve yanılma:

Bireyin problemin çözümü üzerinde pek düşünmeden, problemi çözme adına çokça girişimleri denediği stratejidir. Çözüm bulunana kadar bu deneme ve yanılmalar devam eder.

3. Mekanik çözüm:

Bu stratejide birey daha önce işe yaramış olan bir çözümü, yeni karşılaştığı problemin çözümünde de kullanır. Eğer yeni problem öncekine benziyorsa bu çözüm yolu başarılı olabilir. Ama benzemiyorsa problemin çözümsüz kalması olasıdır.

4. Düşünerek problem çözme:

Bireyin iyice düşünerek, irdeleyerek, akıl yürüterek problemi çözmeye çalışmasıdır. Düşünerek problem çözme aşamaları ise şu şekildedir:

a) Hazırlık dönemi:

Problemin ne olduğu ve nasıl ortaya çıktığı tanımlanır. Problemle ilgili bilgi toplanır. Problem üzerinde düşünülür.

b) Kuluçka dönemi:

Problem üzerinde çalışmaya bir süre ara verilir, fakat bilinçdışı işlemler problemin çözümü üzerinde uğraşmaya devam eder. Bu aşamada çözümü engellemekte olan düşünceler ortadan kalkabilir, problemin çözümünde yararlanabilecek yeni deneyimler, öğrenmeler elde edilebilir.

c) Aydınlanma ya da kavrayış dönemi:

Kuluçka döneminde bilinçdışında olup bitenler (yeni edinilen bilgiler) bize bazı ipuçları sağlayabilir. Bu aşamada aniden, tümüyle yeni bir fikir doğar.

ç) Değerlendirme:

Çözüm fikrinin problemi çözüp çözmediği test edilir. Eğer çözüm fikri problemi çözmez ise kişi yeniden başa dönebilir. Bu durumda bazı değişiklikler ve düzenlemeler yapılır.

Bireyin problem çözme becerisinde bireyin zekâsı, güdülenmesi ve zihinsel kurulumu önemli birer etkendir.

Bireyin zekâsı ne kadar gelişmişse problemi çözmedeki başarısı o kadar iyi olur.

Bireyin problemi çözmesi için belli düzeyde güdülenmesi gerekir. Aşırı ve yetersiz güdülenme problem çözümünde olumsuz etki yapar.

Birey zihinsel kurulumları ile birçok problemi kolay çözer. Fakat bu kurulumlar yeni durumlara uymayabilir. Bu durumda birey çözüm için yeni zihinsel kurumlar üretmek zorundadır.

Düşünmenin yapı taşları, Düşünmenin temel unsurları

İmgeler:

Bazı bilgiler kelimelerle (sözel) temsil edilemez, bunlar kısa süreli bellek (KSB) ve uzun süreli bellek(USB)de imgesel/görsel (analojik) olarak şifrelenir. Buna imge denir.  Örneğin; bir tabloyu değerlendirirken veya alacağınız iki kazaktan hangisinin daha güzel olduğunu düşünürken imgeleri kullanırsınız. Bu imgeler aslının tam bir kopyası değildir. Bazı kişilerde ise aşırı ayrıntılı imgeleme yapma yeteneği vardır. Buna fotoğrafsı (veya fotoğrafik) bellek denir.

Kavramlar:

Pek çok düşünme soyutlamaları içerir. Soyut düşünmedeki simgeler, kavramlardır.  Kavramlar nesne ve olayların ortak ve genel özelliklerini temsil eder. Kavramlar, bir uyarıcı  durumunun belli bir özelliğinin (veya birkaç özelliğinin) soyutlanmasıyla elde edilir. Örneğin; öğrenci, kedi, kalem, kitap vb. birer kavramdır.

Kategoriler:

Bir kavramın özellikleri bir sınıfı, kategoriyi tanımlar. Örneğin; USB bir kategoriye işaret eder. Kategoriler genelden özele doğru sıralanabilir. Bu sayede örgütlenmiş yapılar ortaya çıkar. Mesela; Bellek açık ve örtük diye ikiye ayrı kategoride ele alınıyor, sonra açık bellekte anısal ve anlamsal bellek diye iki kategoriye ayrılıyor. Kategoriler düşünmede ekonomiklik sağlar. Mesela; belleğin genel özelliklerini bildiğimizde, onun altına giren tüm kategorilerde de bu özelliklerin olduğunu otomatik bilmiş oluyoruz. Geriye de o kategorilerin her birine ait özel özelliklerin bilinmesi kalıyor. Ayrıca kavramlar ve kategoriler zamandan tasarruf sağlar, olaylara bir düzen getirir.

Zeka

Zekanın tanımı

Zeka bir çok tanımı bulunan soyut bir kavramdır, farklı zeka tanımları:

  • Zekâ, alet yapma ve kullanma yeteneğidir.
  • Zekâ, çevreye ve yeni durumlara, uyma gücüdür.
  • Zekâ, problem çözme yetisidir.
  • Zekâ öğrenebilme yeteneğidir.
  • Düşünebilme yeteneğidir.

Zeka: Yeni karşılaşılan durumlarda ve sorunlar karşısında eski   deneyim ve bilgilerden de yararlanarak kavrama, çözüm   bulma ve uygulamadır.

  • Deneyim ve öğrenmelerden yararlanma,
  • Kavrama ve soyut düşünme,
  • Değişen durumlara uyum sağlama,
  • Problem çözebilme,
  • Uygulama, yapma ve alet kullanma

gibi yeteneklerin bütününden oluşan genel bir kapasite.

Kalıtım mı, çevre mi?

İnsan zekâsı, belli bir sınır içinde sabit kalır. Yani çocukken saptanan zekâ düzeyi, yetişkinlikte de aşağı yukarı aynıdır. Bununla birlikte kültür yönünden gelişmiş çevrelerin zekâyı olumlu yönde etkilediği gözlenmektedir. Kısaca söylersek zekânın belirleyicileri kalıtım ve çevredir. Ama bu belirleyiciliğin ölçüsünü kesin olarak vermek pek mümkün değildir. Genelde, zekâ üzerinde büyük oranda kalıtımın, çok daha düşük oranlarda da çevrenin ve rastlantıların rol oynadığı kabul edilir.

  • Kalıtım: % 75
  • Çevre ve eğitim: % 21
  • Diğer faktörler: % 4

Tek yumurta ikizlerinin kalıtımı birbirlerinin aynıdır. Doğumlarından itibaren farklı çevrelerde yetiştirilen tek yumurta ikizleri ile aynı evde yetiştirilen çift yumurta ikizlerinin zekâ puanları karşılaştırılmıştır. Değişik çevrelerde yetişseler bile kalıtımı aynı olan tek yumurta ikizlerinin zekâlarının aynı çevrede yetişip kalıtımları birbirinden farklı olan çift yumurta ikizlerinin zekâlarından daha çok birbirlerine benzediği ortaya çıkmıştır. Bir başka araştırmada ise bebekken evlat edinilen çocukların zekâları üvey ve biyolojik anne babalarının zekâları ile karşılaştırılmıştır. Bu çocukların zekâ puanlarının biyolojik anne babalarınkine daha çok benzediği görülmüştür.

Psikolog Goddard’ın Kallikak Ailesi Araştırması

Goddard, arşivlerden de yararlanarak,Kallikak ailesinin kuşaklar boyunca izlemiştir. Goddard’ın araştırma yapmak için bu ailenin kuşaklar boyunca izlemiştir. Goddard‘ın araştırma yapmak için bu aileyi seçmesinin nedeni, baba Kallikak ‘ın birlikte olduğu kadınların nitelikleri idi.

Baba Kallikak, farklı niteliklere sahip iki kadınla kurduğu ilişkiyle,birbirinden çok farklı nitelikler sahip iki kuşağın oluşmasına yol açmıştı. İzlenen ilk kuşak, baba Kallikak’ın akıllı,iyi yetişmiş bir kadınla olan evliliğinden olan toplam 446 torunluk bir kuşaktı. Bu kuşakta çok sayıda doktor,avukat gibi toplumca saygın olarak kabul edilen mesleklerden kişiler bulunmaktadır. Torunların hemen hepsi toplumda iyi bir yere sahip görünmekte idi. Kallikak ‘ın ,toplum içinde pek iyi olmayan ve düşük zekalı bir başka kadınla beraberliğinden olan 480 torunlu ikinci kuşakta ise; tam tersi bir görünüm ile karşılaşılmaktaydı. İkinci kuşağın eğitim düzeyi de birinci kuşağa oranla çok düşüktü.

Goddard, iki kuşak arasındaki bu dramatik farklılığı tümüyle kalıtımın etkisine bağlamaktadır. İyi anneden gelen çocukların olumlu, kötü anneden gelen çocukların olumsuz özelliklere sahip olduğunu öne sürerek; araştırmasını kalıtımlın gelişimdeki önemli rolünü ortaya koyan güçlü bir kanıt olarak göstermektedir.(Erden-Akman. 7.baskı s.25)

Zekanın Ölçülmesi

Zeka, zeka testleri ile ölçülür.

  • Testin geçerliliği: Neyi ölçmesi isteniyorsa onu ölçmesi gerekir. Örneğin: Zeka yerine özel yetenekleri ölçmemeli.
  • Testin güvenilirliği: Test her tekrarda aynı sonucu vermelidir. Aynı test, aynı kişiye uygulandığında farklı zamanlarda farklı sonuçlar vermemeli.
  • Testin standartizasyonu: Farklı kültürel ortamlarda hazırlanmış bir testi olduğu gibi alıp uygulamak hatalı sonuçlara yol açar.

Zeka Yaşının Formülü:

  • Zeka Yaşı: Testteki doğru cevap sayısına göre belirlenir.
  • Zeka bölümü: Zeka Yaşı / Takvim Yaşı X 100

Zekanın Ölçülmesinin Faydaları

–Kişinin güçlü ve zayıf yanlarını tanımak

–Uygun eğitim almasını sağlamak

–Uygun mesleklere yöneltmek

–Özel eğitim gerektirenleri belirlemek.

Zekanın Niceliksel Olarak Sınıflanması:

____SınıfıPuanıTanımıNüfusa Yüzdesi

  • Derin zekâ geriliği – 0-20 arası – İdiot  – %2
  • Ağır zekâ geriliği – 20-35 arası – Embesil  –  %3
  • Orta dereceli zekâ geriliği – 35-50 arası – Moron  –  %4
  • Hafif dereceli zekâ geriliği – 50-70 arası – Donuk  –  %5
  • Sınırda zekâ geriliği – 70-89 arası – Normal altı  –  %11
  • Ortalama ya da normal zekâ – 90-109 – Normal  –  %50
  • Parlak zekâ – 110-119 – Normal üstü  –  %15
  • Üstün zekâ – 120-139 – Üstün  –  %8
  • Üstün zekâ ya da deha – 140 ve üstü – Dahi  –  %2

Zeka Çeşitleri:

SÖZEL, GÖRSEL – MEKÂNSAL VE DUYGUSAL ZEKÂ

Sözel zekâ:

Dille yaptığımız her türlü çalışmayla ilgilidir. Düz yazı, şiir, rapor, mektup yazabilme, dinleyiciler önünde konuşma yapabilme, başkasını dinleyebilme, ne söylendiğini anlayabilme yeteneği sözel zekâ ile ilgilidir. Sözel zekânın temel özelliklerinin başında sözcüklerin sırasını ve anlamını  kavrayabilme gelir. Açıklama, öğretme, öğrenme ve sözcükler yoluyla espri yapma sözel zekânın bir başka özelliğidir. Ayrıca ikna edici konuşup yazabilme, hatırlayabilme ve çağrışım yapabilme de sözel zekânın başlıca özellikleridir.

Görsel-mekânsal zekâ:

Resimler, imgeler, şekiller ve çizgilerle düşünme, üç boyutlu nesneleri algılama ve akıl yürütme becerisidir. Bu zekâ yönü gelişmiş olan kimse çok hayal kurar, sanat ve projelerin görsel sunumundan hoşlanır. Okurken sözcüklerden çok resimlere ilgi duyar. Öğrenmede de daha çok video, film, bulmaca ve harita gibi malzemeden yararlanır. Kolaylıkla yön bulma becerisine sahiptir. Öğrendiklerini hatırlamada zihinsel resimleri kullanır. Bir objenin farklı açılardan duruşunu anlayıp zihninde canlandırabilir. Bilgilerini somut ve görsel sunumlara dönüştürür.

Duygusal zekâ:

İnsanın kendisine veya başkalarına ait duyguları anlama, sezinleme, yönetme ve yönlendirme yetisi, kapasitesi ya da becerisidir. Bu tanım çeşitli psikologlara göre değişmektedir. Bazı  psikologlar, duygusal zekânın zamanla azalıp artabilen bir yeti olduğunu savunurken bazıları onun sabit olduğunu ve değişmediğini öne sürmektedirler. Duygusal zekâ, belirli bir durumda ne hissettiğinin farkına varabilmeyi ve bu duygularla başa çıkabilmeyi sağlar. Duygusal zekâsı gelişmiş kişiler kendilerini motive edip duygularını belli bir amaca yöneltebilirler. Başkalarının duygularını fark edip empati kurabilirler. Diğer insanlarla olan ilişkilerini başarıyla yürütebilirler.

 


Meraklısına:

Bir deha örneği Leonardo da Vinci için tıklayın!

Sistem yoksa düşünce de yok!

Dil-Düşünce ve Varlık İlişkisi

Vygotsky ve Piaget’nin Düşünme-Dil İlişkisi Bağlamında Karşılaştırılması

Dil – Düşünce Bağlantısı

Öğretilebilir bir şey miymiş? Evet, hem de yükseköğretimin en temel amacı: Peki Eleştirel Düşünmeyi nasıl öğrenirsiniz? İşte size fikir verebilecek bir yazı ve teknik!

Eleştirel düşünme nedir, ne işe yarar, özellikleri nelerdir?

Kurumlarımız yaratıcı düşünmeyi ne kadar teşvik ediyor? Umudumuzu kaybetmeyelim, ancak görevi ülkemizde bilimi, teknolojiyi, bilimsel düşünceyi ve potansiyeli keşfetmek, değerlendirmek olan bir kurumumuzun hali pür melalini de görelim/gösterelim istedik:

TÜBİTAK nereye koşuyor dedirten ret ve başarı hikayeleri

Düşünce nedir ve insan beyni ne kadar hızlı düşünüyor? (Düşünce hızı saatte kaç km’dir?:)) Düşüncenin mahiyeti ve özüyle ilgili sorular binlerce yıl filozoflar tarafından sorulup…

Salt felsefi bir soru zannediyorsanız yanılıyorsunuz! Artık…

İnsan ilişkilerine dair gerçekçi bir düşünme biçimi:

Gerçekler acıdır, biber de acıdır, o halde biber gerçektir.