Öğrenilmiş çaresizlik nedir?

/ 14 Nisan 2018 / 79 views / yorumsuz

Öğrenilmiş çaresizlik nedir?

Öğrenilmiş çaresizlik 1970’li yıllarda Seligman tarafından ortaya atılan bir kavram ve o günden günümüze yapılan araştırmalarla eğitim, iş dünyası v.b. farklı alanlarda kullanılan temel ve işlevsel bir kavram.

Öğrenilmiş çaresizlik kavramını açıklarken işlevsel sözcüğünü kullandığımıza bakmayın; aslında öğrenilmiş çaresizlik işlevselliği öldüren, kişiyi ve/veya kurumları başarısızlığa mahkum eden bir durumu ifade ediyor. Peki öğrenilmiş çaresizlik nedir?

Öğrenilmiş Çaresizlik

Öğrenilmiş Çaresizlik, organizmanın göstermiş olduğu tepkilerin sonuca ulaşmaması durumunda, sonucu değiştiremeyeceğine karşı oluşan inançtır. Bireysel bir algı ve bir  kehanetten ibaret olan bu durum bireyin benlik saygısının düşmesine yol açar.

Martin E. P. Seligman’ın 1970’li yıllarda öğrenme ve korku arasındaki ilişkiyi incelerken Ivan Pavlov’un Klasik Koşullanma deneyinden de yararlanarak keşfettiği bir kavramdır.

Ne kadar ders çalışırsa çalışsın sınavdan düşük not alan birinin; “Nasıl olsa yüksek not alamayacağım.” deyip ders çalışmaktan vazgeçmesi öğrenilmiş çaresizlik belirtisidir.

Öğrenilmiş çaresizlikte pasiflik söz konusudur. Ayrıca öğrenilmiş çaresizlik içerisinde olan birinde, pekiştireç ve cezadan kaçmaya isteksizlik vardır. Aslında bir nevi depresyon olarak algılanan öğrenilmiş çaresizlik, bunalımdaki insanların çaresizliği öğrenmesi sonucu meydana gelmektedir. Bu tip insanlar depresif durumda oldukları için hedeflerine “Ne olursa olsun yapamayacağım” mantığıyla yaklaşmaktadır. Bununla beraber depresyon, öğrenilmiş çaresizliğe göre daha kapsamlı bir ifadedir. Çünkü öğrenilmiş çaresizlik belirli bir hedef ya da olguyla ilişkilendirilebilir. Fakat depresyon daha genel ve görecelidir.

Öğrenilmiş çaresizlikle ilgili bazı ilginç deneyler

KÜÇÜK BALIKLARI YİYEMEYEN KÖPEKBALIĞI




Araştırmacılar bir köpekbalığını oda büyüklüğündeki bir cam bölmeye koymuşlar. Cam bölmenin diğer tarafında da balıklar var. Köpekbalığı ne tarafa gitse cam bölmeye çarpmış. Bir süre sonra cam bölmeye çarpmamayı öğrenmiş. Çünkü ne kadar uğraştıysa da diğer taraftaki balıklara ulaşamamış. Köpekbalığı 21. günden sonra cam bölmelere hiç çarpmamayı öğrenmiş. Bunun üzerine cam bölmeyi çıkarmışlar. Köpekbalığı oralı bile olmamış. Kendisinin sadece o bölme alanına kadar yüzebileceğini sanıyormuş. Artık diğer balıkları yiyemeyeceğini anlamış ve balıklara dokunamamış. Çünkü köpekbalığı çaresizliği öğrenmiş.

ZIPLAYAN PİRELER

Öğrenilmiş çaresizlikle ilgili psikologlar bir pire deneyi yaparlar. Pirenin ne kadar zıpladığını ölçerler ve 50 cm zıpladığını görürler. Pireyi yüksekliği 30 cm olan cam kavanoza koyarlar. Kavanozun ağzını kapatırlar. Kavanozun altından ısıtırlar. Pire ısındıkça zıplar ve zıpladıkça kapağa çarpar. Bir süre sonra pire kapağa çarpmamak için 29 cm sıçrar, düşer. Ama kapağa çarpmaz. Pire bunu alışkanlık haline getirdikten sonra kavanozun kapağını açarlar. Pire hala 29 cm sıçrıyor. Halbuki eskiden 50 cm sıçrardı. Pire bu deneyle 29 cm’ den fazla sıçrayamayacağını öğrenir.

FİLLER NASIL EĞİTİLİR?

Filler daha yavruyken, kalın bir zincirle bacağından bir direğe bağlanır. Önceleri hayvan kaçmaya çalışır ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın ne zinciri koparabilir ne de direği yerinden oynatabilir. Fil yavrusu ayağında zincirle büyür ve kaçamayacağını kabullenir. Özgürlük kavramını yitirir. İşte bu noktada ayağındaki zincir çözülür ve yerine konulan ince bir halatla birkaç santimetre boyunda tahtadan bir çubuğa bağlanır. Fil, bu koşullarda kolaylıkla kaçabilecek olmasına rağmen olduğu yerde kalır. Çünkü hâlâ var olduğunu sandığı zincirini asla kıramayacağına inanır. Fil büyüyünce ipten kurtarılır. Ama artık o alanın dışına çıkamayacağını öğrenmiştir.

KURBAĞALAR

Bir gün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece su sesler duyulabiliyormuş:

“Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!” Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş.

Seyirciler bağırıyorlarmış: “…Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!..” Sonunda, kurbağaların bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve sormuş bu işi nasıl başardın diye. O anda farkına varmışlar ki kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

KARTAL YAVRUSU

Kartal yavrusu, bir vesileyle civcivlerin arasına düşmüş. Civciv olduğunu zannederek civcivler gibi yürürmüş. Civcivler gibi yeri gagalayıp yiyecek arıyormuş. Bir gün havada bir kartal görmüş.

· Muhteşem bir kuş bu ya. Ne kadar yükseklerden uçuyor. Keşke bende onun gibi olabilsem. Onun gibi yükseklerden süzülerek uçabilsem. Diye söylenirken. Yanındaki civcivler demiş ki:

· Bak biz civciviz, o ise kartal. Boşuna hayallere kapılma. Onun gibi yükseklerden uçamazsın.

Kartal yavrusu çok üzülmüş. Çünkü kendisinin de bir kartal olduğunu bilmiyormuş. Birilerinin ona kartal olduğunu söylemesi ve onu buna inandırması gerekiyormuş. Ama söyleyen olmayınca hayatının sonuna kadar civcivler arasında yaşamış.

Kurum Kültürü ve Öğrenilmiş Çaresizlik

1970’lerde Dr. Martin E.P. Seligman (1967 – Seligman ve Maier) tarafından ortaya atılan öğrenilmiş çaresizlik kuramı bir kez kurum kültürünün alt kademesine yerleştiği zaman günlük rutin işler yolunda gidiyor gibi görünse bile yenilik, verimlilik, inovasyon, etkililik gibi kavramlar o kurum için değerini kaybeder. Çalışanlar, zaten fikir üretse de önemsenmeyeceğini bile bile çalışmaya devam etse de bir süre sonra denemeyi bırakıp ya kurumları terk etmeye veya Seligman deneyinde yer alan ve denemeyi bırakan öğrenilmiş çaresizlik içerisindeki maymunların durumunda olduğu gibi denemekten vaz geçerler. İşin daha da kötüsü her denemelerinde aşağıda anlatılan 5 maymun hikayesinde kafese sonradan gelen ve merdivene tırmanmaya çalışan maymunu neden dövdüğü hakkında hiç bir bilgisi olmayan, sadece çaresizliği öğrenmiş maymunlar gibi tüm yeniliklere (inovasyona) karşı çıkarlar.

Beş Maymun Deneyi




Bilim adamları bir gün bir deney yapmışlar ve değişik bir sonuçla karşılaşmışlar. Öncelikle büyük bir kafesin tepesine bir salkım muz asılır ve kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven konur. Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine tazyikli soğuk su sıkılır. Soğuk suyla yere düşen ve sırılsıklam ıslanan maymunun yerine bir yenisi atılır o da aynı şekilde soğuk suya maruz kalır. Beş maymunun da sırayla denemeleri başarısızlıkla sonuçlanınca maymunlar bir daha muzları almaya cesaret edemezler.

Su kapatılıp maymunlardan birisi dışarı alınır, yerine de yeni bir maymun konulur. Maymunun ilk yaptığı iş, koşup tepedeki muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört ıslak maymun buna izin vermez ve yeni maymunu bir de döverler. Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de biraz önce diğerleri tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur.

Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Bu da ilk atağında diğerleri tarafından cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin, en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiçbir fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır. Sonra en baştaki ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Bu maymunlar da muzları almaya yeltendiklerinde onlardan önce değiştirilmiş üç yeni maymun tarafından dövülerek yukarı çıkmaları engellenir. Ama tepelerinde o bir salkım muz hala asılı olduğu halde artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.

En üst yönetimden, orta ve alt kademeye kadar kurumlar hem insan kaynakları departmanları hem de dışarıdan bir göz olarak danışmanlarla çalışarak devamlı kontrol etmeli, sorun varsa hangi kademelerde ve neden olduğunu öğrenmeli ve ortadan kaldırmak için kesin çözümlerin yolunu aramalıdırlar. Aksi takdirde şirketler mezarlığı bilanço ve ciroya bakmaksızın batmaya mahkum onca dev örnekle doludur.

İşin sevindirici yanı Seligman’nın “Learned Optimism” adında kitabı ve bu alanda çalışmaları da mevcuttur. Aynı çaresizlik gibi optimizm de öğrenilebilir.

TED2004 konuşması da dinlemeye değer. (Kaynak ve Türkçe altyazılı konuşma videosu için tıklayın: kamilmehmetozkan)

Yorum yaz

Kategoriler
E-Mail Aboneliği

E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz.