Dunning-Kruger sendromu nedir?

/ 1 Mart 2019 / / yorumsuz

Dunning-Kruger sendromu nedir?

Ahmet Ünlü’nün “Kamu Yönetiminde Dunning-Kruger Sendromu Yaygınlaşıyor” (*) başlıklı yazısı vesilesiyle bir kere daha gündemimize giren bir kavram Dunning-Kruger Sendromu veya Dunning-Kruger Etkisi kavramı.

Dunning-Kruger etkisi ya da Dunning-Kruger sendromu, Cornell Üniversitesi’nin iki psikoloğu Justin Kruger ve David Dunning’in tanımladığı bir algılamada yanlılık eğilimidir. Bu varsayımda iki bilim insanı,“Yanlış sonuçlara veya talihsiz seçimlere varanlar, sonuçların yanlışlığını veya seçimlerinin talihsizliğini anlayabilecek yetkinlikte de olmayabilirler.” görüşünü savunmaktadır.


Dunning-Kruger etkisi ya da Dunning-Kruger sendromu, kendini gizleme gereği dahi duymadan banka soymaya kalkışan bir soyguncuyu araştırmak üzere yola çıkan Cornell Üniversitesi’nin iki psikoloğu Justin Kruger ve David Dunning’in tanımladığı bir “algılamada yanlılık” eğilimidir. 2000’de Nobel almalarına neden olan teori, “Cahil Cesareti” olarak tanımlanıyor. Teorilerine göre, “Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.

Dunning-Kruger’in Varsayımları:

  1. Yetkin olmayan insanlar becerilerine aşırı değer biçme eğilimindedirler.
  2. Yetkin olmayan insanlar diğer insanlardaki gerçek beceriyi fark edememektedirler.
  3. Yetkin olmayan insanlar kendilerindeki yetersizliğin boyutunu görememektedirler.
  4. Eğer bu yetkin olmayan insanlar becerilerini geliştirmek üzere eğitilirlerse, geçmişteki eksikliklerini fark edip kabul etmektedirler.

Bu varsayımları sınamak için Cornell Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik “Nasıl geçti?” sorusuna öğrencilerin cevap vermeleri istendi:

  • Soruların yüzde 10’una bile cevap veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” mükemmeldi. Onların “testin yüzde 60’ına doğru cevap verdiklerini” düşündükleri; hatta “iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları” ortaya çıktı.
  • Soruların yüzde 90’ından fazlasını doğru cevaplayanlar ise “en alçakgönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70’ine doğru cevap verdiklerini düşünüyorlardı.

Sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu ortaya çıktı. Buna göre; “İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan “yetersiz” kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!

Ancak bu cahillik ve haddini bilmeme karışımı, mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur. “Eksiler” kariyer açısından “artıya” dönüşür.

Sonuçta, “kifayetsiz muhterisler” her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler…

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında “fazla alçakgönüllü” davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler...Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler… Muhtemelen üstleri tarafından da “ihtiras eksikliği” ile suçlanırlar.

Ahmet Ünlü Dunning-Kruger Sendromu’nu kamu yönetimindeki aksaklıkları tespit ve ifade etmede kullanıyor. Ünlü’nün yönetimde liyakatin önemine ilişkin söyledikleri tartışılmazdır ve liyakatsiz yöneticiler de liyakatin önemini vurgular (!).

Esas olarak Dunning-Kruger Sendromu’nun etkemiğe bürünmüş olarak liyakatsiz/işportacı yönetici tipiyle ilgili söyledikleri ve tespitleri bizce daha önemli olduğu için yazının ilgili kısımlarını alıntıladık:

Özellikle işportacı yönetici atamalarıyla yönetimde liyakat giderek büyük darbe almaya başlamıştır.

Liyakatsiz yöneticiler, işlerinde son derece mahirdirler ve astlarını sürekli sıkıştırırlar, ama amirlerine karşı da sürekli el pençe divan dururlar. Bunlara kısaca duble karakterli yönetici de denilebilir. Sorunların her daim üzeri örtülür ve her şey güllük gülistanlık gösterilir.

Bunlar sürekli iş takibi yaparak ilişki yönetimini güçlendirirler (kurumla veya kişisel çıkarları ile ilişkili diğer kişileri mutlu edecek ikramlıklar, yemekli randevular, varsa bahçelerinde mangal partileri, kaz veya bıldırcın gibi özel yemekler, küçük hediyeler, Hacı Baba gibi pahalı marka tatlı hediyeleri … ilişki yönetiminin vazgeçilmez araçlarıdır).



Maalesef aranan yönetici tiplemesi sürekli iş takibi ve temsille zaman geçirenlerdir. Haklarını yemeyelim, bunların gözü son derece karadır. İmza atmaktan hiç korkmazlar. O yüzden amirleri bunları çok sever. Nasıl olsa teftiş vb. şeyler de kalktı sayılır, öyleyse korkmaya gerek var mı? Ancak, bu davranışların pislikleri halıların altına süpürme anlamına geldiği bir müddet sonra anlaşılacaktır. Ancak, bu durum Basra harap olduktan sonra ortaya çıkacaktır.

Bu bağlamda, uygulamada çok sayıda her işi yaparım abi mantığıyla mücehhez yöneticilerin olduğu sıklıkla görülmektedir. Bu yöneticiler ilk zamanlarında bilgi ve yetenek eksiklerini kurnazlık ve kabadayılıkla kapatmaya çalışırlar.

Amirlerine karşı yağcılıktan zaman bulup da kendilerini yetiştirme zahmetinde bulunmadıkları için yaptıkları işlerden de anlamazlar; bu yüzden de emrinde çalışan memurlardan her konuda sürekli bilgi notu isterler.

Yazı yazma kabiliyetleri de olmadığı için memurlardan basit veya zor olan her konuyla ilgili sürekli bilgi notu isterler. Bu durum artık memurları illallah dedirtir ve memurlar işten ziyade bilgi notu hazırlamakla akşam ederler. Bu yöneticilerin olduğu kurumlarda dedikodu kültürü hızla yükselir ve memurların ağızları bozulur (doğal olarak).

Ancak, bu tip yöneticileri dinlediğiniz zaman ağzınız hayretten açık kalır. Çünkü, bunlar atanmadan önce işler berbat bir vaziyettedir. Bu kişilerin sayesinde gece gündüz demeden büyük bir fedakarlıkla çalışılarak işler yoluna konulmuştur. Kendilerinden başka işten anlayan kişi de zaten yoktur. Yöneticilik öyle herkesin yapacağı bir iş değildir ve doğuştan yetenek gerektirmektedir.

Ünlü, “Bunlar gerçeğin farkına ancak psikiyatriste gittiklerinde varabilmektedirler. Bu durum da bu kişilerin yanlışlıkla(!) görevden alınmasından sonra ortaya çıkabilmektedir” diyor.

Destekleyen referans görüşler

  • “Cehalet, genellikle bilgi sahibi olmaktan daha çok özgüvene sebep olur.” Charles Darwin
  • “Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.” Bertrand Russell
  • “İnsanların bir şeyi neden yaptıklarını anlamak için çok dolaylı nedenler aramayın, ilk sebep hep ahmaklıktır.” Napolyon

(*) Yeni Şafak

Yorum yaz

Kategoriler
E-Mail Aboneliği

E-Posta adresinizi aşağıdaki bölümden bültenimize ekleyerek yeni yazılarımızdan haberdar olabilirsiniz.