Küreselleşmenin tanımı ve tarihçesi

/ 19 Ocak 2017 / / yorumsuz

Küreselleşmenin tanımı ve tarihçesi

Küreselleşme:

Teknolojik gelişmeler ve serbest ticaret anlayışının ulusal sınırları engel olmaktan giderek çıkarmasıyla, toplumlararası ilişkilerde ve ekonomik bağımlılıkta görülen artıştan kaynaklanan sosyal, ekonomik ve siyasi yapıları görülmemiş düzeyde değişime zorlayan bir süreçler bütünü şeklinde tanımlamak mümkündür. Wikkpedia’dan “Küreselleşme, ürünlerin, fikirlerin, kültürlerin ve dünya görüşlerinin alış verişinden doğan bir uluslararası bütünleşme sürecidir.”



Küreselleşmenin tarihçesi

Küreselleşmenin insanlık tarihi kadar eski olduğu ortaya atılan başlıca tezlerdendir. Bu konuda daha gerçekçi görüş ise sınır aşan karşılıklı ekonomik bağlantıların ilk defa görüldüğü 16. yy. küreselleşmenin başlangıcı olduğunu kabul eden yaklaşımdır. Bu dönemde coğrafi keşifler ve sömürgecilik ile ekonomik faaliyetler yerellikten çıkmıştır. Bu gelişmelerden günümüze 2 küreselleşme dalgasının yaşandığı söylenebilir. Birincisi 19. yy. ikinci yarısından başlayıp I. Dünya Savaşına kadar sürmüştür. İkincisi ise 20. yy. ikinci yarısından günümüze kadar devam etmektedir. İnsanlığı küreselleşmeye iten tarihsel gelişmelerden biride kapitalizmdir. 70’li yılların sonunda uygulamaya geçirilen serbest piyasa ekonomisine geri dönüş ise günümüz küreselleşmesinin en önemli dinamikleri arasındadır. Küreselleşmenin tarihsel boyutundan bahsederken son yarım asırdaki küreselleşmenin 16. Yy.dan 20. Yy. ortalarına kadar gerçekleşen küreselleşmeden ciddi farklılıklar taşıdığınıda vurgulamak gerekir. Bu durum teknolojideki hızlı gelişimden kaynaklanmaktadır. Sonuç itibariyle, günümüz küreselleşme dalgası birden bire ortaya çıkmamış, ekonomik eksenli ve kapitalizmle iç içe olan süreçlerin oluşturduğu zemin üzerinde yükselmiştir. Neo liberal uygulamalar ve Doğu Bloğunun yıkılması küreselleşmenin ani ve benzersiz bir olgu olarak algılanmasında etkili olmuştur. Yoksa sınır ve mesafelerin aşılması sömürgecilik döneminde zirve yapmıştı. Bugünkü küreselleşmeyi geçmişten ayıran temel fark etkileşimin hızlı ve yoğun olmasıdır.



Küreselleşme bir durum mu, sosyal bilimlerde bir akım mı?

Küreselleşme kavramının en çarpıcı özelliklerinden biri, olası etkilerinin çok sayıda ve çeşitli olduğu izlenimini vermesidir. Küreselleşme, yalın toplumsal gerçekleri oldukça aşan spekülasyonlar, varsayımlar, güçlü toplumsal imgeler ve metaforlar üretme kapasitesiyle olağanüstü doğurgan bir kavramdır. Hatta, birçok düşünürün de belirttiği gibi bu kavramın çok boyutluluğu onu, sınırlarını çizme uğraşını bile zora sokmaktadır. Bu anlamda küreselleşme, sosyal bilimlerin her dalında yaygın kullanılan bir kavram olmakla beraber, genellikle bir “durum“dan, daha çok bir “akım“ı veya bir zihniyeti ima eder hale getirilmiştir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi küreselleşme sadece sosyolojinin konusu değildir fakat sosyolojik açıdan toplumsal alandaki bir değişimi ifade etmektedir. Değişimi anlamak açısından Robertson’ şöyle demştir: “…Küreselleşme teması anlayışları aralarında farklılık göstermesine rağmen küreselleşme diye adlandırılan şeyi anlamanın en iyi yolunun, dünyanın ‘birleşik’ hale geldiği, ama kesinlikle safdil işlevselci tarzda bütünleşmediği ‘biçim sorunu’ üzerinde yoğunlaşmak olduğunu düşünmektedir”

Giddens’a göre küreselleşme

Dünyanın birleşik hale gelmesi, tekdüze dinamikler ile oluşan bir süreç değildir. Çünkü küreselleşme, ekonomik olduğu kadar siyasal, teknolojik ve kültürel boyutlu bir süreçtir. A. Giddens’a göre küreselleşme, tek bir süreç değildir, karmaşık süreçlerin bir araya geldiği bir olgular kümesidir. Üstelik çelişkili ya da birbirine zıt etkenlerin devreye girdiği bir süreçtir. Çoğu insanın gözünde, küreselleşme basitçe gücün ya da etkinin yerel toplulukların elinden alınıp küresel arenaya aktarılmasından ibarettir.

Bu sürecin toplumsal yaşama yönelik bir etkisine bakarsak Giddens, modernliğin sonucu olarak değerlendirdiği küreselleşmeyi, uzak yerleşimlerin birbiri ile ilişkilendirildiği yerel oluşumların millerce ötedeki olaylarla biçimlendirildiği dünya çapındaki toplumsal ilişkilerin yoğunlaşması olarak tanımlamaktadır. Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, bu çok boyutlu kavram etki ettiği toplumsal gerçeklik türüne göre bireylerin kafasında da çeşitli anlamlar oluşturmaktadır. Bu anlamda bazıları için küreselleşme, kapitalizmin gücünü temsil ederken, bazıları için de, dünyanın batılılaşmasını ifade etmektedir. Bazıları küreselleşmenin yoğunluk ve artan melezleşmeyle birlikte heterojenlik yarattığını düşünürken, bir diğer grup homojenliği artırdığını düşünmektedir.

Devletler, organizasyonlar ve şirketler için küreselleşme

Devlet dışı sosyal organizasyonlar küreselleşmeyi, çevre hareketi, demokratikleşme ve insanileştirme gibi pozitif sosyal amaçları sağlayacak kaldıraç olarak görürken, iş adamları için artan kâr ve güç stratejisi ve hükümetler için de çok sık olarak devlet gücünde artış sağlamanın yerine kullanılmaktadır. Giddens, küreselleşmeyi, bir çeşit sadece veya kısmen batılılaştırma olarak görür. Elbette batılı ülkeler ve daha genelde sanayi ülkeleri, yoksul ülkelere kıyasla dünyadaki gelişmeleri hâlâ çok daha fazla etkileyecek güce sahiptirler. Ama küreselleşmenin başka bir boyutu, beraberinde giderek merkezsizleşmeyi; belli bir ülkeler grubunun denetiminin ortadan kalkmasını, büyük kuruluşlarının denetim gücünün iyice azalmasını da getirmesidir. Sonuç olarak bu küreselleşmeyi daha iyi anlayabilmek için bu kavramın toplumsal yaşama olan etkilerini ayrı ayrı başlıklar halinde ele alıp değerlendirmek gerekecektir. Ama unutulmaması gereken unsur bu etkileri ayırma çabasının sadece küreselleşmenin daha kolay anlaşılabilmesine yönelik olduğudur.

Timothy Taylor – küreselleşme karşıtı tepkiler:

Amerikalı ekonomist Timothy Taylor, küreselleşmeye karşı olan tepkilere karşın şunları ifade etmiştir: “Küreselleşme, ne ulusal ekonomiyi hasta eden bir zehir ne de kâr amaçlı holdinglerin işçileri sömürmek ve çevreye zarar vermek üzere kullandığı bir araçtır. Küreselleşme, ne sömürgeciliğin dönüşü ne de dünya yönetimine erişim anlamındadır. En temel düzeydeki basit anlamıyla küreselleşme, imkân dahilindeki ticarî aktivitelerin sınırlarının genişlemesidir. Coğrafî, teknolojik ya da yasal engellerle kısıtlanmış, satış, satın alma, üretim, borç verme, borçlanma faaliyetleri, daha pratik hâle gelmektedir. Kürselleşmeyle birlikte ortaya çıkabilecek olanakları araştırmak ve çözümlemek, yıldırıcı bir çaba, esneklik ve değişimi gerektirmektedir. Çünkü küreselleşme, yeni ekonomik olanakların bu tür olağanüstü büyük bir düzen içinde yer alışını kapsamaktadır.

Küreselleşmeyi doğuran önemli adımlar

1456’da ilk kitabın Gutenberg’in matbaasında basılması, 1896’da ilk modern olimpik oyunların yapılması ve 1965’te ilk geniş alanlı bilgisayar şebekesinin ABD’de kurulması (İnternetin habercisi) dünyanın küreselleşmesini sağlayan olaylara örnek gösterilebilir.



Küreselleşmeyi ve küreselleşme ile ilgili teorileri alt üst eden bir kavram, big data (büyük veri) kavramı ve yeni teorileri görmek için tıklayın: Big Data, Büyük Veri Nedir? Nasıl ve Nerelerde Kullanılır?

Yorum yaz