Pozitivist ve Tarihselci Yaklaşımın gerçeklik tasavvurları

/ 19 Ocak 2017 / / yorumsuz

Pozitivist ve Tarihselci Yaklaşımın gerçeklik tasavvurları

Pozitivist anlayışa göre bilimsel bilgi, nesnel gerçekliğin insan zihni tarafından kavranmasıdır. Bir diğer deyişle bilimsel bilgi, bilen ile bilinen arasında bir ayrıma dayanmakta ve nesnenin özünün insan zihni tarafından edinimini ifade etmektedir. Pozitivist anlayışa göre bilginin bilimselliğinin temel ölçütü; bilgiyi dile getiren önermenin olgusal olarak sınanabilirliğidir. Bilimsel olmayan olgu ya da önermeler olgusal olmadıkları için sınanamazlar. Comte’a göre gerçek bilgi insanın neyi algılamaya gücü yetiyorsa, odur. Bunun dışında da gerçek diye bir şey yoktur. Bu düşüncesini Comte şu sözleriyle dile getirmektedir: “Her bilim insanlarla ve sahip olduğu duyumsal araçlarla ilgilidir”.

Pozitivizm deney dışında geçerli bir bilginin varlığını reddetmektedir. Pozitivizmin duyusal algılamayı kabul ederek araştırmalar yapması, onun “burada ve şimdi” olan konularla ilgilenmesi sonucunu doğurmuştur. İnceleme konusu burada ve şimdi olan olaylar ve olgulardır. Pozitivizme göre duyusal algılamaların dışında bir gerçeklik yoktur. İnsanın bilgisinin kaynağı içinde bulunduğu dünyadır, doğadır. İnsan doğa ile sınırlı olduğuna göre; dünyadan bağımsız bir gerçekliğin var olması da söz konusu olamaz. O halde gerçek bilgi en yalın ifadeyle, doğada karşılığı olan bilgidir.

Tarihselcilik ise olayların açıklanmasında tarihe öncelik veren eğilim; tarihsel düşünme eğilimidir. Tarihselciler, Bütün olayları, başarıları ve değerleri, içinde doğdukları tarihsel durumlardan ve tarihsel koşullardan kalkarak anlamaya çalışan, giderek bu olayların nesnel içeriklerinin ve bugünkü anlamlarının açıklanmasını da ancak bu geçmişe bakış içinde elde edeceğine inanır.

Tarihsellik, şu iki temel özelliği barındırmaktadır. Bilginin değişkenliği ve değerlerin göreceliliği. Buna göre, tarihin belirli bir döneminde telif edilen veya dile getirilen bilgilerin, hukuki ve ahlaki yaptırımların o dönemin ürünü olması ya da özelliklerini yansıtması kaçınılmazdır. Dolayısıyla tek doğru ve mutlak gerçeklikten söz edilemez.

Tarihselcilik, doğal gerçeklik – tinsel gerçeklik ayırımından hareket eder. Bu iki gerçeklik alanı, konu ve yöntem bakımından birbirlerinden farklı iki bilim grubunca araştırılabilir:

  1. Doğa bilimleri,
  2. Tinsel bilimler.

Doğa bilimleri, doğal olguları inceler ve bu olgular, arasındaki ilişkileri azlık-çokluk (nicelik) yönünden açıklar, bu olgular arasındaki “değişmez” ilişkileri saptamaya çalışır ve saptadığı bu ilişkilere yasa adını verir. Doğa bilimlerinin yöntemleri açıklayıcıdır. Açıklama ise nedenselliği gerektirir. Nedensel ve nicel bir açıklama peşindeki doğa bilimleri için en uygun açıklama biçimi ise matematiksel açıklamadır. Bu aslında olgucu bir konumlamadır.

Ama “tinsel bilimler” söz konusu olduğunda konumlama değişir, “tinsel bilimler” ancak öznel olarak bir anlama konusu olabilen değerleri, normları, ideleri ve bunların anlamlarını, kısacası tinsel gerçekliği ele almak durumundadırlar. Bu gerçeklik ise nicel değil nitel bir gerçekliktir. Tinsel gerçekliği oluşturan ideler, normlar, değerler, her şeyden önce yaşanırlar. Bunlar tarihsel birikim olarak “insan yaşam”ını yönlendiren, hatta biçimleyen şeylerdir. Bu yüzden de, bunlar ampirik bir algılamanın değil, öznel bir anlamanın konusu olabilirler. Tinsel gerçekliği anlamak isteyen araştırmacı için ise, başvurabileceği en önemli kaynak yazılı yapıtlardır. Yazılı yapıtların “yorumu bu yapıtların yaratıcılarını ilkin tarihsel kişilikler olarak kavrar, giderek onları yaşadıkları tarihsel dönemin birer temsilcisi olarak görür, son aşamada aydınlatılması gereken ise tarihsel-plandır, tarihselliktir”.

Yorum yaz