5. Ünite: MÖ. 6 – MS. 2. Yüzyıl Felsefesi

/ 27 Mart 2022 / / yorumsuz

MÖ. 6 – MS. 2. Yüzyıl Felsefesi

MÖ. 6 – MS. 2. Yüzyıl Felsefesi, 11. sınıf ders kitabının 1. Ünitesidir ve 2020 YKS’den itibaren YKS Felsefe kapsamına girmiştir.

1. Felsefenin Ortaya Çıkışı

“Felsefenin ilk olarak hangi yüzyıllarda ve hangi uygarlıklarda ortaya çıktığı” sorusu, “felsefenin ne olduğu” sorusuyla ilgili bir sorudur. Felsefeyi en genel anlamda “insanın doğayı, dünyayı, toplumu ve kendisini tanımak ve yaşamını mutlu ve erdemli biçimde yaşamaya yönelik düşünsel bir çaba olarak tanımlarsak insanın var oluşu ile felsefenin başladığını kabul edebiliriz. Bu çerçevede bilinen ilk uygarlıklarda da felsefenin var olduğunu öne sürmek mümkündür.

Gerçekten de Mezopotamya ve Mısır Uygarlıkları ile Eski Hint, Çin ve İran Uygarlıklarında da felsefenin en genel anlamıyla yaşama yönelik bir bilgelik ve öğütler olarak var olduğu görülür.

Felsefenin bilgiye dayanan, bilgi üretimini de doğuran bir çaba olduğu düşünülürse bilinen yazılı tarihte ilk olarak matematik, astronomi ve tıp gibi alanlarda belli bir birikim oluşturan Mezopotamya ve Mısır Uygarlıkları öne çıkar. Yazılı kültüre Sümer çivi yazısı ve Mısır hiyeroglif yazısı ile geçildiği kabul edilir.

Sümerler, kil tabletler üzerine Gılgamış Destanı ve Hamurabi Kanunları’nı yazmışlardır. Bunlar, düşünce ve medeniyetlerin yazılı kültürdeki ilk büyük örneklerini oluşturmaktadır. Ancak felsefeyi varlığı ve değerleri anlamaya yönelik bir “teoria” olarak kabul edersek bugünkü Batı Anadolu kıyı kentleri olan Antik İyon kent devletlerinde başladığı kabul edilir.

MÖ 6-MS 2. yüzyıl felsefesi, Antik Çağ felsefesi olarak da bilinir. Burada öncelikle Anadolu’da yaşayan Antik filozoflara, sonrasında ise dönemler ve ana sorunlar bağlamında Antik Felsefeye yer vereceğiz.

Anadolu’da Yaşamış Antik Filozoflar

MÖ 5-6. yüzyıl arasında başta batı kıyıları olmak üzere Anadolu’nun felsefenin vatanı ve doğuş yeri olduğu söylenebilir. Aşağıda Anadolu’da doğan ve/veya yaşayan Antik filozoflardan bazıları yer alıyor.

Thales (MÖ. 625-546)

Milet’te (Aydın/Didim) yaşamıştır. Tarihin ilk filozofu ve bilim insanı olarak kabul edilir. Felsefe dışında matematik, geometri, coğrafya ve astronomi gibi alanlarda da çalışmaları vardır. MÖ. 585 yılında Güneş tutulmasını önceden tahmin ettiği söylenir. Geometride kendi ismiyle geçen “Thales Teoremi”ni bulmuştur.

Anaksimandros (MÖ. 610-547)

Thales gibi Milet’lidir ve onun öğrencisidir. Ona göre arkhe “hava”dır. Matematik, astronomi, haritacılık ve doğa gibi konularda da çalışmalar yapmıştır. Güneş saati üzerinden güneşin konumunu belirleyen bir alet geliştirdiği ve yeryüzü haritalarını çizdiği de söylenir.

Anaksimenes (MÖ. 585-528)

Milet’te yaşamıştır, Anaksimandros’un öğrencisi kabul edilir. Evren sistemi ve varlıkların oluşmasıyla ilgili düşünceleri felsefe tarihinde öne çıkmıştır. Astronomi alanında çalışmalar yapmıştır. Güneş ve Ay tutulmaları hakkında doğru bilgiler vermiştir.

Anaksagoras (MÖ. 500-428)

Klazomenai’da (İzmir/Urla) yaşamıştır. Felsefe tarihinde varlıkların temeline yönelik maddeleri bir amaca göre düzenleyen ve hareket ettiren ilke olarak “nous” kavramıyla tanınır.

Herakleitos (MÖ. 540-480)

Ephesos’ta (İzmir/Efes/Selçuk) yaşamıştır. “Varlık oluştur.” düşüncesiyle ve “Aynı ırmağa iki kez giremezsin” sözüyle tanınır.

Epiktetos (MS. 50-135)

Hierapolis’te (Denizli/Pamukkale) doğmuştur. Stoa felsefesinin temsilcilerindendir. Ahlak alanındaki bilgelik, irade, özgürlük ve doğaya uyum gibi fikirleriyle tanınan azatlık bir köle filozoftur.

Diogenes (MÖ. 412-323)

Sinop’da doğmuştur. “Kinik” felsefi öğretiyi benimsemiştir. Bir fıçının içinde yaşayan Diogenes (Diyojen), mülkiyet ve makamın önemli olmadığını, doğaya uygun yaşamak gerektiğini ileri sürmüştür. Makedonya Kralı Büyük İskender’e söylediği “Gölge etme başka ihsan istemez.” Sözüyle meşhurdur.

Lukianos (MS. 125-180)

Şamişat’ta (Adıyaman/Samsat) doğmuştur. Özellikle ahlakla ilgili eserler vermiştir. Güçlü bir tartışmacıdır. Dönemin mitolojik inanışlarını ve Kiniklerin düşüncelerini eleştirmiştir.

Ksenofanes (MÖ. 570-480)

Kolophon’da (İzmir/Değirmendere) doğmuştur. İnsan ve toplumun kültürel yaşantısıyla ilgili düşünceler ortaya koymuştur.

Aristoteles (MÖ. 384 – 322)

Anadolu’da yaşayan filozoflar arasında yer alan Aristoteles, yaşamının bir kısmını Assos’ta (Çanakkale/Ayvacık) geçirip burada felsefi çalışmalar yapmıştır.

Kleanthes (MÖ. 331-233)

Çanakkale Ayvacık’ta doğmuş, yoksul bir bahçıvan ve bir boksör. Kleanthes, Atina’ya giderek (Kıbrıslı) Zenon’un öğrencisi olmuş ve o öldükten sonra Stoa okulunun başına geçmiştir.

2. Dönemler ve Temel Sorunları

Bu çağa genel olarak bakıldığında tartışmaların bazı dönemlerde farklılaşarak farklı sorunlarda yoğunlaştığı görülür. Doğa felsefesi olarak adlandırıldığı dönemde ilk neden ve değişim; felsefenin insana yöneldiği dönemde Sokrates ve Sofistlerin bilgi ve ahlak; sistematik felsefenin başladığı dönemde ise Platon ve Aristoteles’in varlık, bilgi ve değer alanına ait çalışmaları ve eserleri öne çıkar.

A. Doğa Felsefesi: Arkhe ve Değişim Sorunu

MÖ 6. yüzyıl felsefesinin ortaya çıkışının belirginleştiği dönemdir. İlk dönem filozoflarının cevaplarını doğadan elde etme düşüncesi, onların doğa filozofları olarak bilinmesini sağlamıştır. Bu dönem felsefesinin ana problemi, varlığın kendisinden türediği ilk unsur ya da ilk nedeninin ne olduğu sorunudur. Varlığın ilk nedeni; ilk ilke ve arkhe olarak da isimlendirilmiştir. İlk neden, her şeyin ondan çıktığı ve her şeyin temelini belirleyendir.

Doğa filozoflarından Thales, Anaximandros, Anaximenes, Empedokles ve Demokritos varlığın özü tartışmalarında ilk neden anlayışıyla öne çıkmıştır. Varlıkta değişim sorunuyla ilgili Herakleitos, Parmenides ve Lao Tse’nin görüşleri önemlidir.

Thales

Ona göre evrenin ilk nedeni (arkhesi), sudur. Su; evrendeki çokluğun temelindeki birliktir. Suyun soğuduğunda buz, ısındığında ise buhar olması suyun tüm varlıklarda farklı biçimlerde var olduğunu gösterir. Evrenin arkhesi problemini ilk olarak Thales dile getirmiş ve cevabı da doğadan vermiştir. Kendinden sonraki düşünürler için değişim, birlik ve çokluk gibi tartışma başlıkları açmıştır.

Anaksimandros

Anaksimandros’a göre arkhe; nicelik olarak sınırsız, nitelik olarak belirsiz olmalıdır. Bu nedenle arkhe soyut bir ilke olan ve sonsuz olan apeiron (sınırsız-belirsiz)dur. Apeirondan ilk olarak birbirine karşıt olan sıcak ve soğuk ortaya çıkmıştır. Bütün varlıklar da bu zıtlıklardan oluşur. Sonrasında metafizik olarak nitelendirilecek bir alanın felsefe tarihindeki ilk örneklerini vermiştir. “Doğa Üzerine” adlı eserinin bazı bölümleri günümüze ulaşmıştır.

Anaksimenes

Anaksimenes’a göre arkhe, havadır. Hava, Thales’te olduğu gibi somut ancak Anaksimandros’ta olduğu şekliyle sonsuzluk niteliğindedir. O, “Hava olan ruh, nasıl bedeni ayakta tutuyorsa dünyayı ve evreni de ayakta tutan havadır.” demektedir. Hava, yoğunlaşma ve seyrekleşmesiyle diğer varlıkların oluşmasını sağlar. Havanın seyrekleşmesi ve yoğunlaşmasıyla varlıkların oluştuğu fikri, Demokritos’un atomculuğuna ilham vermiştir.

Empedokles

Tıp ve devlet yönetimiyle de ilgilenen Empedokles’te arkhe, tek bir maddeden değil dört ana maddeden oluşur: su, toprak, hava ve ateş. Kendinden başka bir şeye indirgenemeyen ve hareketsiz olan bu ana maddeleri hareket ettiren dış bir gücün olması gerektiğini söyler. Bu güç, sevgi ve nefrettir. Tözler değişmez ancak farklı oranlarda bir araya gelerek farklı varlıkların oluşumunu gerçekleştirir.

Demokritos

Demokritos’a göre arkhe, maddenin en küçük yapı taşına kadar bölünüp artık bölünemeyecek hâle gelindiğinde elde kalan son parçadır. O, bu parçaya atom demektedir. Atomlar sonsuz, değişmeyen, boşluksuz ve yer kaplayan özelliktedir. Sonsuz uzay ve boşlukta hareket eden atomlar, basınçları sonucu sınırsız şekiller halinde birleşerek varlıkları oluştururlar. Atomların bir araya gelmesi doğum, atomların birbirinden ayrışması ise ölümdür. Demokritos’un atomların birleşme ve ayrışmasına dayalı hareketi düşüncesi; nedensellik fikrine kaynaklık etmiştir.

Lao Tse

Lao Tse, Taoizmin kurucusu olarak kabul edilir. Tao; patika ve yol daha sonraları ise inanç ve öğreti anlamlarında kullanılmıştır. Lao Tse’ye göre dış dünya, çelişki ve karşıtlıklarla dolu olan, dolayısıyla gerçek anlamda var olmayan görünüşlerden ibarettir. Tao bütün görünüşlerin ardındaki ilkedir. Ancak bu ilke tanımlanamaz. Dolayısıyla varlık değildir. Tao hakkında söylenebilecek tek şey, onun hem varlık hem de var olmayan olduğudur. Dolayısıyla “varlık ve “hiçlik” aynı şey olur. Lao Tse, bu görüşüyle nihilist (hiçci) varlık görüşünün ilk örneğini vermiştir.

Herakleitos

Herakleitos’a göre “arkhe” ateştir. Ateş, oluş ve yok oluşu sağlayandır. Ona göre her şey karşıtıyla vardır ve kaçınılmaz olarak karşıtına dönüşecektir. Yaşam ölüme, sıcak soğuğa… Karşıtların savaşı uyumlu birliğe ve ardından yeniden karşıtların savaşına dönecektir. Değişimin maddesi ateş, ilkesi logostur. Logos yasa ve akıldır.

Parmenides

Parmenides, arkhe sorununa değil, doğrudan değişme sorununa odaklanmıştır. “Varlık vardır, yokluk yoktur.” ilkesini temel almıştır. Varlığın zamanla bağı yoktur. Varlık “Bir Olan” ve değişmeyendir. Parmenides’e göre değişimi kabul etmek, bir şeyin o şey olmaktan çıkıp başka bir şey olduğunu, yani bir şey varken yok olduğunu kabul etmektir. Yokluk olmadığından yok olmak da mümkün değildir. O hâlde değişim duyusal bir yanılgıdır. Varlığın değiştiğini düşünmek mantıksal çelişkiye düşmektir. Varlık vardır ve yokluk yoktur. Düşünce var olanların bilgisine sahiptir, yokluk olmadığından yokluğun bilgisi de olamaz.

Parmenides bu fikirleriyle Platon ve Aristoteles de dahil olmak üzere bir çok düşünürü etkilemiştir.

B. İnsan Felsefesi: Bilgi ve Değer Sorunu

Doğa filozoflarının varlık ve değişim sorunuyla ilgili tartışmaları bir yandan akıllara farklı sorular getirdi. Bir yandan “İnsan varlığı gerçekten bilebilir mi?”, “Varlıkla ilgili bu bilginin kaynağı nedir?” türünden sorular sorulmuş; öte yandan siyasal olaylar ve demokratik denilebilecek bir yönetimin varlığı doğrudan insanla ve değerlerle ilgili soruları akıllara getirmiştir.

Dönemin iki önemli aktöründen birisi Sokrates, diğeri gezgin öğretmen filozoflar olan Sofistlerdir.

Sofistler

Eski Yunan’ın gezgin-öğretmen filozofları. Para karşılığı retorik (hitabet- konuşma ve tartışma sanatı) dersleri verdiler. En ünlüleri Protagoras ve Gorgias’tır.

Protagoras (MÖ. 481 – 411), meşhur, “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” sözünü söyleyen düşünür. Doğruluğun öznel ve göreceli (relatif) olduğunu iddia eder.

Protagoras başta olmak üzere Sofistler değerlerin de topluma, kişiye ve zamana göre değişken olduğunu savunur. Bu nedenle evrensel bir ahlaki ilke, ideal bir devletin imkanını da kabul etmezler. Örneğin, Sofist Thrasymakhos hak ve adalet gibi değerlerin sadece güçlünün işine gelene ifade ettiğini savunur.

Gorgias (MÖ. 483 – 376), Protagoras’ın relativist (görecelikçi) bilgi ve doğruluk anlayışını uç noktasına vardırmış; varlığı, bilgiyi ve iletişimin imkanını tamamen reddetmiştir. Gorgias, “Hiçbir şey yoktur. Olsa bile bilinemez. Bilinse bile bir başkasına aktarılamaz.“ der.

Sokrates (MÖ. 469 – 399)

Sofistlerin varlık, bilgi ve değerleri izafi (göreli) gösteren ve ve giderek kuşkucu, agnostik (bilinemezci), nihilist (hiçci) karakter kazanan felsefelerine karşı çıkan Sokrates olmuştur. Sokrates, “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.” der.” Bu sözü onu Sofist şüpheciliğe yaklaştırmış olsa da, Sokrates, biliyorum sanısının (zannının) doğru bilgi önündeki en büyük engel olduğunu ifade etmek için bu sözü söylemiştir. İnsan aklının doğuştan bilgi ve fikirler getirdiğini, ancak toplumdaki yanlış eğitim ve yönlendirmelerle bu doğuştan gelen hakikatlerin unutulduğunu savunur. Sokrates, önce ironiyle (ince alayla) karşısındaki kişinin bilgi ve fikirlerinin yanlışlığını göstermeye, sonra sorularla doğuştan gelen bilgileri hatırlatmaya (maiotik-doğurtma) dayalı iki aşamalı bir yöntem izler.

“Sorgulanmamış yaşam, yaşanmaya değmez.” diyen Sokrates, ahlaki değerlerin evrensel olduğunu, değişen şeyin davranışlar olduğunu, kişilerin aynı konularda farklı seçim ve eylemlerde bulunmasının bilgisizlikten kaynaklandığını savunur. Doğru ile iyinin, yanlış ile kötünün özdeşliğini savunur.

C. Sistematik Felsefe

Eski Yunan Felsefesi Platon ve Aristoteles ile sistematik felsefenin ilk örneklerini vermiştir.

Platon (MÖ. 427-347)

“Bütün Batı felsefesi Platon’un felsefesine düşülmüş dip notlardan ibarettir.”

Alfred N. Whitehead

Whitehead’ın yukarıdaki sözünden de anlaşılacağı gibi felsefenin bütün tartışma başlıklarını açmış, kimilerine göre ise kendinden önceki düşünürlerin (özellikle Herakleitos, Parmenides, Protagoras ve Sokrates) fikirlerini sentezlemiştir. Platon, siyasetten sanata, dinden eğitime bütün alanları kapsayan tutarlı ve bütünlüklü görüşler ortaya koyması nedeniyle felsefe tarihinin ilk sistemci filozofu sayılır.

Platon’un Varlık Anlayışı:

Platon, Herakleitos ve Parmenides’in zıt kutuplarda yer aldığı varlıkta değişme sorununu varlığı ikiye ayırarak çözümlemiştir: Birincisi, içerisinde yaşadığımız, duygularımızla algıladığımız duyusal dünyadır. Duyusal dünya, oluş halinde olan, değişen nesnelerin dünyasıdır.

Platon’a göre, bu dünya ve bu dünyadaki varlıklar, gerçekten var değildir; yalnızca görünüşlerden (gölge ve yansımalardan) ibarettirler. İkincisi, akılla kavranabilen idealar dünyasıdır. İdealar, duyusal olarak algıladığımız bu dünyadaki varlıkların ilk örnekleridir. Bu dünyadaki nesnelerin değişmesi, bozulması ve zamanla yok olmasına karşın, idealar mükemmeldir, hiçbir şekilde değişmez, bozulmaz ve yok olmazlar

Platon’un Bilgi Anlayışı:

Platon’a göre duyu verilerinin doğruluğunu kabul edersek, Sofistlerin bilgi ve değerlerin göreli olduğu yönündeki görüşlerini de kabul etmek zorunda kalırız. Çünkü ona göre, duyularla bilgisini edindiğimiz maddesel dünya bozulmaya, değişmeye ve yok olmaya açık olduğu için bu dünya hakkında duyuların sağladığı bilgiler de, sanı (kanı-doksa)dan ibarettir. Oysa aklın verdiği ideaların bilgisi, kesin bilgi (episteme)dir. Çünkü idealar, değişmeyen mükemmel varlılardır. Platon, akılsal bilginin mükemmel bir örneği olarak matematiğe (ve geometriye) özel önem vermiş ve kurduğu Akademi’nin kapısına “Bu kapıdan geometri bilmeyen giremez.” şeklinde yazdırmıştır.

Platon’un Değer Anlayışı:

Gerçek varlıklar alemi olan idealar alemindeki en yüksek idea “iyi ideası”dır ve iyilik, doğruluk, Tanrı, güzel ve faydalı ile bir ve özdeştir. Bu nedenle yapılması gereken iyi ideasının bilgisine ulaşmak ve bu bilgiye uygun davranmaktır. Güzelliği de idealar dünyasında gören Platon, sanatın varlıkları aslına uygun biçimde bir yansıtma olduğunu savunmuştur. Siyaset teorisi ise insan doğasına uygun bir makro organizma olarak ve insanları erdemli yaşamaya ulaştıracak bir varlık olarak devletin gerekliliği üzerine kurmuştur.

Aristoteles (MÖ. 384-322)

Platon’un öğrencisidir. Önceki filozofların görüşlerini derlemiş (bu açıdan bilinen ilk felsefe tarihçisidir) ve bu görüşlerle hesaplaşarak kendi felsefesini kurmuştur. Hem Müslüman filozoflar hem de Skolastik Dönem Batı Felsefesi üzerinde çok büyük etkileri olmuştur. İslam dünyasında “İlk Öğretmen” anlamında “Muallim-i Evvel” denilmiştir.

Aristoteles’in Varlık Anlayışı:

Aristoteles’e göre, form (ide) kazanmış madde olarak bu dünyadaki nesneler gerçek varlıklardır. Örneğin, kapı, kapı formu verilmiş ahşap, cam veya metalden (madde) ibarettir. Ancak bu formu kazanmayan ahşaba kapı diyemeyiz.

Aristoteles, formsuz maddenin de maddesiz formun da (Tanrı hariç) var olmayacağını savunur. Varlıklar arasında bir hiyerarşi olduğunu kabul eden Aristoteles, bir alt basamaktaki varlığın, daha üst basamaktaki varlık için maddesel unsur işlevi görebileceğini söyler. Örneğin: Kum cam için maddesel nedendir, cam pencere için, pencere ise ev için maddesel nedendir. Sadece Tanrı (maddesiz) saf formdur, ilk nedenidir. Değişim sorununu dört unsur (ya da dört neden) öğretisiyle çözümler. Ona göre varlıklar: Maddesel, Formel, Fail ve Ereksel olmak üzere dört temel unsurla oluşur. Örneğin: Ahşabı (madde), bir marangoz (fail) içine çiçek konulacak bir vazo yapmak (ereksel neden) için işleyerek sonunda bir vazo (formel neden) yapar.

Aristoteles’in Bilgi Anlayışı:

Aristoteles’e göre bilgi tümellerin bilgisidir. Var olan ‘şu’ diye gösterdiğimiz bireysel varlıklar töz(form)leriyle bu dünyadır. Tikllelerin bu bilgisine tümdengelim yöntemiyle ulaşılır. Ancak bilimsel bilgi tek tek varlıkların bilgisi değildir. Tümel olanı kavramaya yöneliktir, ulaşma aracı akıldır ve dolayısıyla bu bilgi, rasyoneldir.

Aristoteles’in Değer Anlayışı:

Aristoteles’in ahlak hakkındaki görüşleri oğluna yazdığı öğütlere dayanan “Nikomakhos’a Etik” adlı eserinde yer alır. Aristoteles’e göre, her eylemin amacı iyiye ulaşmaktır. Çünkü insan ancak iyi ile mutlu olur. Mutluluk, “Ruhun amacıdır.” ve bu amaca uygun davranış, erdeme uygun olan davranıştır. İki tür erdem vardır: düşünce ve karakter erdemi. Düşünce erdemi eğitimle, karakter erdemi ise alışkanlıkla kazanılır. Karakter erdemleri doğuştan kazanılan değil çevreyle olan etkileşimlerle oluşturulan erdemlerdir.

Aristoteles, insan eylemlerindeki aşırılık veya eksikliğin iyi olmadığını ve insanı mutsuz ettiğini belirtir. Ona göre erdemli olmak, iki aşırı uç arasında orta yolu bulmaktır. Erdemlilik; eylemlerin aşırılığı ya da eksikliği nedeniyle bozulur. Kişi, kendi iradesiyle orta yolu bulur. İnsanın erdemli olması buna bağlıdır.

Aristoteles, “İnsan, doğası gereği siyasi/sosyal bir hayvandır.” der. Bu nedenle mutluluk kişinin kendi başına değil, insanın erdemi ve mutluluğu için çalışan toplumsal ve siyasal bir düzen içinde elde edilir. Devleti de vatandaşlarını erdem ve mutluluğa ulaştırıp ulaştırmaması açısından değerlendirir.