7. Ünite: 15 – 17. Yüzyıl felsefesi

/ 28 Mart 2022 / / yorumsuz

15 – 17. Yüzyıl felsefesi

15-17. yüzyıl, özellikle Batı açısından bilgi, bilim ve siyaset alanlarında köklü değişikliklerin olduğu yüzyıllardır. Bir yandan Skolastik felsefenin baskısından ve uyutucu etkisinden kurtulma, öte yandan yeni sanat, bilim ve felsefe anlayışlarının doğuşu bu yüzyıllarda gerçekleşmiştir. Modern felsefe (düşünce) ve Rönesans (yenidendoğuş) gibi adlarla anılan bu yüzyıllarda özellikle bilgiye, bilime yeni ve farklı bir açıdan bakıldığı görülür. Bu yenilenmede ve yeniden doğuşta ise en önemli etkenlerden birisi İslam Uygarlığının, Müslüman filozofların ve onlar aracılığıyla Antik Yunan felsefesinin özgün eserlerinin tanınmasıdır. Bu tanımanın aracı ve yolu ise çeviriler olmuştur.

I. 12. Yüzyıl Çeviri Faaliyetleri ve Etkileri

Batı’da 12. yüzyıldan itibaren başlayan çeviri faaliyetleri ile ilgili olarak aşağıdaki saptamaları yapabiliriz:

• İlk çeviri merkezleri Müslümanların ve İslam Kültürünün yüzyıllarca etkili olduğu İspanya’nın Toledo, İtalya’nın Sicilya ve Salerno şehirleridir. (Afrikalı Konstantin, tıp alanındaki eserleri Tunus’tan Salerno’ya getirerek Latinceye kazandırmıştır.)

• 13. yüzyılda Kutsal Roma İmparatoru II. Frederick, İslam ilimlerinin öğrenilmesi için 1224’te Salerno’da bir üniversite kurmuş ve mütercimler çalıştırmıştır. Çeviri faaliyetleri buradan Avrupa’ya yayılmıştır.

• Çevrilen eserler; tıp, astronomi, kimya, felsefe ve mantık gibi farklı alanlara aitti. Aristoteles’in “Metafizik”, İbn Sînâ’nın “el- Kanun fi’t Tıp” ve Sahl b. Bişr’in “Astronomi Risalesi” gibi bilim ve felsefe eserlerinin yanı sıra Kur’an-ı Kerim de tercüme edilmiştir.

• 13. yüzyılda çeviri hareketi Almanya ve Fransa’ya yayılarak 14. yüzyılda bütün Avrupa’yı etkisi altına almıştır. Çeviri hareketi yoğun olarak 16-17. yüzyılın sonlarına kadar devam etmiştir.

• MS 2. yüzyıldan itibaren Hristiyan dogmalarının etkisi ile Antik Yunan felsefesinin yalnızca kutsal öğretileri destekleyen düşüncelerini almış olan Batı, İslam felsefesiyle ve çeviri kitaplarıyla karşılaşmasından sonra özgün/gerçek Antik Yunan felsefesini öğrenmeye başlamıştır.

• Çevirilerle kazanılan birikim, başarılı bir dönüşüme uğramış ve 15. yüzyılda İtalya’da başlayacak Rönesans için zemin hazırlamıştır.

• İslam filozoflarının Batı filozoflarını özgün fikir ve eserleri ile de etkilediği görülmektedir.

• Çeviriler 15-16. yüzyıldan itibaren mühendislik, sanat, astronomi ve matematik gibi alanlarda Kopernik, Galilei, Newton ve Leonardo D. Vinci gibi bilim ve sanat insanlarının ortaya çıkmasını sağlamıştır.

• Çevirilerle ulaşılan kitap, buluş, harita ve aletler Avrupalı bilim insanları tarafından kullanılmış ve geliştirilmiştir. Bu durum, Avrupa’daki bilim çalışmalarında tekniğin de ilerlemesine katkıda bulunmuştur.

II. 15-17. Yüzyıl Felsefesine Önceki Dönemlerin Etkisi

15-17. yüzyıllar İbn Haldun (Öl. 1406) istisna edilirse Doğu’da etkili isimlerin çıkamadığı, Batı’da ise bilim ve felsefesinin dogmatik/skolastik yüklerden kurtularak öne çıkmaya başladığı yüzyıllar olmuştur.

12. yüzyıldan itibaren başlayan çeviri faaliyetleri ile akla ve insana değer veren İslam filozoflarının görüşleri ve onlar aracılığıyla özgün Antik Yunan felsefesi Avrupa’da Rönesans’ın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Coğrafi keşifler, matbaanın kullanılması, okuryazarlığın artması, ekonomik faaliyetler ve siyasal hareketlilikler etken olarak gösterilebilir.

Rönesans felsefeden önce bilim, sanat, din, ekonomi, toplumsal hayat ve kültürel alandaki değişimleri ifade eder. Rönesans, bir yandan zihniyet dönüşümlerinin yaşandığı bir yandan da farklı yönetim dengelerinin yeniden oluştuğu, ulus bilincinin oluşmaya başladığı dönemdir.

Hristiyan felsefesinde akla inançtan ayrı ve bağımsız bir yer tanınması ancak Ockhamlı William gibi son skolastik filozoflar tarafından gerçekleştirilebilmiştir. Ockhamlı, tümeller konusundaki Adçı (nominalist) görüşüyle deneyci felsefenin öncüsü olmuştur.

Bu dönem, Skolastik düşünceden kopuşun gerçekleştiği ancak izlerinin yoğun olarak görüldüğü geçiş dönemidir. Değişimin başlangıcı sanat alanında görülmüştür. Sanatın birçok alanında bugün hâlâ yoğun ilgi gören eserler, o dönem ve sonrasında oluşturulmuştur. Edebiyatta Cervantes ve Dante, tiyatroda Shakespeare, resimde Leonardo da Vinci, mimaride P. Brunelleschi, heykel ve resimde Michelangelo gibi büyük sanatçılar Rönesans Dönemi’nde ürünler vermiştir.

III. MS 15-17. Yüzyıl Felsefesinin Ayırt Edici Nitelikleri

MS 15-17. yüzyıl felsefesi Modern Felsefe olarak adlandırılır. Bu adlandırma aynı zamanda Skolastik Felsefeden kopuşu ifade etmek için yapılmıştır.

Skolastik Düşünce ile Modern Düşüncenin Farkları

Skolastik Felsefe:

Felsefe inanç merkezlidir ve konusu dindir.

Düşünürler Kiliseye bağlıdır; felsefeye teoloji egemendir.

Evren, inaç ve akılla açıklanır; bilim, Tanrı’nın yarattığını anlamak için önemlidir.

Toplumsal yaşamın her alanında Kilise etkin ve önceliklidir; birey değersizdir.

Hukuk, kiliseye bağlıdır.

Modern Felsefe:

İnsan merkezlidir ve konusu insan, doğa ve evrendir.

Düşünürler Kilise dışından kişilerdir; felsefe akla dayalıdır.

Evren, deney ve akılla açıklanır; bilim, sağlayacağı yarardan dolayı önemlidir.

Sanat, siyaset ve yaşam dünyevileşmeye, birey değer kazanmaya başlar.

Hukuk, devlete bağlı olmalıdır.

IV. Öne Çıkan Konu ve Görüşler

Hümanizm

Hümanizm, ilk olarak bugünkü İtalya’da ortaya çıkmıştır. Bu coğrafyada yapılan çeviri faaliyetleri ve Antik Yunan düşüncesine dayanan felsefi arka plan, bu çıkışın belirgin nedenleridir. Hümanizm bir felsefe değil bir yönelimin adlandırılmasıdır ve insanı Skolastik felsefesinin dogmatik etkisinden kurtarma, insanı ve evreni yeniden yorumlamaya dayalı olarak insanı özneleştiren bir çaba içerir. İnsanın merkeze alındığı ve aklının öne çıkarıldığı bir bakış açısıdır. Hümanizm salt felsefi bir akım değildir; sanatta, siyasette, toplumsal olaylarda etkisi olmuş bir yaklaşımdır. Özelde felsefeye dair ilk çalışmalar, Floransa’da kurulan “Platon Akademisi”nde başlamıştır. Burada Platon’un tüm eserleri çevrilmiş ve Platon felsefesi bütün Avrupa’ya yayılmıştır. Yine Skolastik felsefenin Hristiyan dogmalarını doğrulamada adeta bir Hristiyan Azizi gibi tanıttığı Aristoteles’le ilgili İbn Rüşd’ün yorumlarına yönelme Aristoteles düşüncesinin yeniden ele alınmasını sağlamıştır.

Bilimsel Yöntem

15-17. yüzyılın bilimsel düşünceye ilk temel katkısı, Skolastik dönem boyunca devam eden otoriteye dayalı hakikat anlayışının yerine hakikati deney ve gözlemlerle doğada arama anlayışının geçmesidir. Aristoteles’in kitapları ve Kutsal Kitap’ta yazılı olanla yetinmek yerine doğayı deney ve gözlemlerle açıklama anlayışı bu yüzyıllar içinde büyük ölçüde benimsenmiştir.

Bu dönem, bilimin felsefeden kopmaya ve bilimsel yöntemin şekillenmeye başladığı dönemdir. Galilei’nin “Evren kitabının matematiksel bir dille yazıldığı” fikri, astronomi ve fizik alanındaki çalışmaları; Descartes’ın bilimsel yöntem, Kartezyen felsefe ve analitik geometri çalışmaları; Bacon’ın “bilgi güçtür” anlayışı ve bilimsel yöntemle ilgili görüşleri modern bilim anlayışını ortaya çıkartan önemli adımlardır. Ancak 1600’lü yıllarda Newton’un büyük eserinin adı “Doğa Felsefesinin Matematik İlkeleri”dir; çünkü hala bilim felsefeden kopmamıştır.

Kartezyen Felsefe

Kartezyen felsefe Descartes (1596-1650)’ın felsefesidir. Descartes, felsefesini metodik şüphe olarak bilinen yöntemle kurmuştur. Descartes, bilimsel bilgiye şüphe duyulamayacak bir temel arar. Şüpheyi yöntemsel bir araç olarak sonuna kadar sürdürür ve “Düşünüyorum, o hâlde varım.” yargısına ulaşır. Böylece varlığı ilk olarak onaylanan “düşünen özne olarak insan”dır. Bu da modern felsefenin kurulması demektir. Descartes’ın Tanrı kanıtlaması Skolastik dönemde Anselmus gibi filozoflar tarafından da savunulan “ontolojik Tanrı kanıtlaması” ile aynı içeriktedir. Varlık anlayışı ise, madde ve ruhun iki ayrı töz olarak kabul edildiği düalist (ikici) anlayıştır.

Hukuk Felsefesi

Feodalite, 2-MS 15. yüzyıl Avrupası’nın sosyo-politik düzenini belirleyen sistemdir. Feodalite, sosyolojik açıdan “yarı açık tabakalaşma”nın örneğidir. Derebeyi çevresindeki küçük bir soylu sınıf, asker sınıfı, esnaf ve zanaatkarlar sınıfı ve toprağa bağlı köylüler sınıfından oluşur. Birey genellikle hangi sınıfta doğdu ise o sınıfta hayatını tamamlar. İnsanlar merkezî devlet otoritesini temsil eden krala değil, toprak sahibi olan derebeyine bağlıdır. Derebeyi, her ne kadar krala bağlı olsa da kral otoritesinin zayıflığı nedeniyle istediğini yapabilme gücüne sahiptir. Özellikle köylü sınıfı derebeyinin ağır vergileri ve keyfi uygulamaları altında ezilmektedir.

Hristiyanlığın yayılmasıyla bağışlarla zenginleşen Kilise, dine bağlılığın artması ile de siyasal bir güç halini almıştır. Haçlı seferleri sonrası feodalitenin zayıflaması bir yandan Kilise’nin, öte yandan krallıkların güçlenmesi için zemin hazırlamıştır. Ulusal kimlik bilinci ve reform hareketleri, devlet ve hukuk üzerine yeni düşüncelerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu kapsamda Niccolo Machiavelli ve Thomas Hobbes’un görüşleri önemlidir.

Machiavelli (1469-1527), ulus devleti öngörür ve İtalya’nın güçlü bir prens tarafından yönetildiğinde ulusal birliğinin sağlanabileceğini ileri sürer. Prensin mutlak güç sahibi olması gerektiğini ve bütün kurumların ona bağlı olmasının zorunlu olduğunu belirtir. Ona göre “Amaca ulaşmak için her yol mübahtır.” ve prens bu ilkeye göre devleti yönetmelidir. 17. yüzyıl siyaset felsefesinde Hobbes (1588-1679) öne çıkar. İnsanın doğası itibariyle bencil olmasına ve doğal durumdaki güvensizlikten kurtulmak için devletin “toplum sözleşmesi” ile ortaya konulduğunu savunan Hobbes, mutlak egemen bir devlet fikrini ortaya atmıştır.

Ütopyalar

15-17. yüzyıllar Platon ve Farabi’den sonra yeni ütopyaların ortaya konulduğu yüzyıllar olmuştur. Bu dönemin ilk ütopyası, Thomas More (1478-1535)’un “Ütopya” adlı eseridir. More’un Ütopyası hem bu tür eserlere isim olması hem de oluşturduğu devlet ve toplum kurgusuyla dönemin siyasal yapısını eleştirmesi bakımından önemlidir. Yine Bacon’un “Yeni Atlantis” adlı ütopyası da bilim odaklı bir toplum hayali ortaya koymuştur. Ki, onun fikirleri İngiltere Devleti’nin gelişimini etkilemiştir. Yine Campenella da “Güneş Ülkesi” adıyla bir ütopya ortaya koymuştur.

Felsefi/edebi bir tür olarak ütopyalar 19. Yüzyıldan itibaren Ters ütopya, korku ütopyası veya istenmeyen ütopya olarak isimlendirilen farklı bir tür ile devam etti. Var olan siyasal durumun daha da kötüye gideceğini anlatan bu tip ütopyalar, I. Dünya Savaşı sonrası oluşan karamsar etkinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Aldous Huxley’in “Cesur Yeni Dünya” ve G. Orwell’in “Bin Dokuz Yüz Seksen Dört” adlı eserleri bunlardan bazılarıdır.

V. MS 15-17. Yüzyıl Bilimsel Çalışmaları ve Felsefeye Etkileri

15-17. yüzyıl felsefesinin öne çıkan düşünürleri arasında Nicolaus Kopernik, Francis Bacon, Galileo Galilei ve Isaac Newton sayılabilir.

Nicolaus Kopernik

Polonyalı tüccar bir ailenin çocuğu olan Kopernik (1473-1543), 1490’larda İtalya’da matematik profesörlüğü olarak bulunduğu dönemde güneş merkezli evren sistemini geliştirmiş, ancak “Göksel Kürelerin Dönüşleri Üzerine” adlı eserini kiliseden çekindiği için yaşamının son yıllarında yayımlamıştır (1542). Orta Çağ boyunca Hristiyan teolojisiyle de bütünleşen Aristoteles’in fiziği ile desteklenmiş olan Batlamyus’un dünya merkezli evren sistemi kabul edilirdi. Bu sisteme göre evren, ay altı ve ay üstü olarak iki kısımdan oluşurdu ve bunların yasaları da farklıydı. Dünya, merkezde sabit hâlde durur ve diğer gezegenler, yıldızlar ve Güneş, Dünya’nın etrafında dönerdi.

12. yüzyıl İslam filozofu İbn Bacce’den etkilenen Kopernik, gök cisimleriyle dünyadaki cisimlerin fiziksel özelliklerinin aynı olduğunu savunmuştur. Kopernik’in güneş merkezli evren görüşü, bir yandan Kilise’nin egemenliğine dayanak olan Hristiyan teolojisine köklü bir eleştiri olmuş; öte yandan düalist evren anlayışından monist evren anlayışına geçilmesine ve evrensel doğa yasaları fikrine zemin hazırlamıştır.

Francis Bacon

Francis Bacon (1561-1626); Denemeler, Yeni Atlantis ve Yeni Organon adlı eserlerin yazarı olan, aktif siyasi ve idari görevlerde almış olan, Kraliyet ailesine yakın bir İngiliz filozoftur.

Yeni Organon adlı eseriyle Aristoteles’in “tümdengelim” yöntemine karşı Bacon, “tümevarım”ı yeni bilim yöntemi olarak öne sürer. Bacon doğru düşüncenin önünde “idoller” (putlar) adını verdiği engellerin, yanlış fikirlerin bulunduğunu savunur. Doğayı olduğu gibi bilmek için öncelikle bu idollerden kurtulmak gerekir. Ona göre dört çeşit idol vardır:

1. Kabile (Soy) İdolleri: İnsan doğasına yerleşmiş ön yargılardır.

2. Mağara İdolleri: Kişisel özelliklerden oluşur. Bu idoller adını Platon’un mağara metaforundan (benzetmesinden) alır. Her insan, kendi ruhsal mağarasının ışık ve gölgelerinden etkilenir.

3. Çarşı-Pazar İdolleri: İnsanın toplumsal yapısının bir yönü olan dil alanındaki ön yargı ve putlardır. Bu idoller, iyi tanımlanmamış ve kabaca soyutlanmış şeylerin isimlerinden oluşur. (Bu fikir, 20. yüzyılda analitik felsefenin dil çözümlemelerine giden yolu açan fikirdir.)

4. Tiyatro İdolleri: Bu idol, bazı düşüncelerin otorite olarak kabul edilmesinden kaynaklanır. Bununla birlikte yanlış kanıtlama yöntemleri de bu idolün oluşmasını sağlar.

Bacon, yaşadığı dönemde skolastik bilginlerin etkisini kırmaya çalışmıştır. Kraliyet Bilim Akademisinin kurulmasını sağlamıştır. Bacon, bilimsel yöntemi açıklama ve bilimsel araştırmaya kurumsal bir kimlik kazandırma açısından 15-17. yüzyıl felsefesini etkilemiştir. Olgusal olana ve bilimsel bilgiye verdiği önem ile Comte’un pozitivist felsefesinin epistemolojik temellerini oluşturmuştur.

Galileo Galilei

İtalyan bilim adamı ve düşünür. Galilei (1564-1642), doğduğu şehir olan Pisa Üniversitesinde matematik profesörlüğünün yanı sıra geliştirdiği teleskopuyla astronomi çalışmaları da yapmıştır.

“İki Büyük Sistem Üzerine Diyaloglar”, “Küçük Terazi”, “Mekanik” ve “Güneş Lekesi Üzerine Mektuplar” adlı kitapları yazmıştır.

Galilei, bilim alanında özellikle mekaniğin alt dalı olan dinamiğe ilişkin çalışmalarıyla bilinir. Duran bir cisme dışarıdan bir kuvvetle müdahale edilmediği sürece cismin hareketsizliğini sürdürdüğünü belirten “eylemsizlik ilkesi” ve yüksek bir yerden serbest bırakılan cisimlerin sabit ivme göstereceğini belirten “serbest düşme yasası” çalışmalarının önde gelenlerindendir.

Galilei, gökyüzünü gözlemlemek için teleskobu kullanan ilk bilim insanı olmuştur. Güneş lekelerini tespit ederek Ay üstü alemin kusursuzluğu ve ilahiliği inancını sarsmıştır. Güneş merkezli evren sistemini benimsediği için engizisyonda yargılanmıştır. Galilei, modern fiziğin temellerini atan bilim adamlarındandır.

Isaac Newton

Newton (1643-1727) bir çiftçi çocuğudur. 27 yaşında Cambridge Üniversitesinde profesör olmuş ve bilime katkısı nedeniyle şövalye ilan edilmiştir. “Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri” ve “Optik” gibi eserleri ile kendi adıyla da anılan bilimsel yasaları ortaya koymuştur.

Galilei’nin eylemsizlik ilkesi üzerine çalışmalar yapmış ve “hareket yasalarını” ortaya koymuştur. Bu yasalarla cisimlerin hareketinin matematiksel olarak hesaplanabilmesinin önü açılmıştır. Böylece “evrensel çekim kanunu” olarak da bilinen “Kütle Çekim Yasası”nı keşfetmiştir. Bu yasayla serbest bırakılan tüm cisimlerin ve gök cisimlerinin hareketlerinin aynı şekilde gerçekleştiğini açıklamıştır. Newton’a göre havaya atılan bir taşın düşmesinin nedeni gezegenlerin Güneş çevresinde dönmelerinin nedeni aynı ilkeye bağlıdır.

Newton, geleneksel felsefenin olgulara yönelik açıklamasını derinden sarsmış ve felsefede yeni bakışların doğmasına neden olmuştur. Evrenin akılla bilinebileceğini destekleyen görüşleri, 15-17. yüzyıl felsefesinin yanında 18-19. yüzyıl felsefesini de derinden etkilemiştir. Newton’ın mekanist evren anlayışı, Batı’nın doğaya yönelik geleneksel bakışını terk etmesinde etkili olmuştur.